- 24 Ağu 2025
- 400
- 0
- 16
Yazıda karışıklıkların önüne geçmek, yanlış okumayı önlemek, okumayı ve anlamayı kolaylaştırmak, cümlenin yapısını ve duraklama yerlerini belirlemek, sözün vurgu ve ton gibi özelliklerini belirtmek için kullanılan işaretlere noktalama işaretleri denir.
Noktalama işaretlerinden nokta, virgül, noktalı virgül, iki nokta, üç nokta, soru, ünlem, tırnak işaretleri, ayraç ve kesme ait oldukları kelimelere bitişik olarak yazılır ve kesme dışındaki işaretlerden sonra bir harf boşluğu ara verilir.
Noktalama işaretlerinin tarihi, Bizans dilbilgini Aristophanes ile başlar. Bununla birlikte düzenli olarak kullanımı, XVI. yüzyılda matbaanın icadı ile gerçekleşmiştir. XIX. yüzyılda ise, genelleşerek kesin kurallara bağlanmıştır.
Bizim edebiyatımızda, noktalama işaretleri, ancak Avrupa’yı tanıdıktan sonra, XIX. yüzyıldan itibaren görülmeye başlamıştır. İlk olarak Şinasi, Şair Evlenmesi (1859) adlı tiyatro oyununun başında iki işaretten söz etmektedir: “Mu’tarıza ( ) içinde bulunan kelâm hâli târif içindir. Şöyle bir hatt-ı ufkî – söz başına delâlet eder. Nokta, sözün nihayetine alâmet olur.”
Şemsettin Sami de, Kamus-ı Türkî adlı sözlüğünde iki noktaya
), noktateyn; virgüle (,), fasıla demektedir.
Önceleri düzyazı metinlerinde kullanılan noktalama işaretlerinin, şiirde kullanılmadığını görüyoruz. Başlangıçta, hem şiir hem düzyazı yazan edebiyatçılarımız, noktalama işaretlerini, düzyazı metinlerinde kullanmışlar, bununla beraber şiir halinde yazdıkları metinlerde noktalama işaretlerini kullanmamışlardır. Sonraları şiirlerde de başarı ile noktalama işaretlerinin kullanıldığı görülmektedir. Örneğin Recaizâde Mahmut Ekrem, hem Araba Sevdası adlı romanında, hem de Zemzeme, Pejmürde gibi şiir kitaplarında bu işaretlere dikkat etmiş ve yerli yerinde kullanmıştır. Servet-i Fünûn döneminde, Tevfik Fikret‘in şiirlerinde, noktalama işaretlerinin dikkatle kullanıldığını görmekteyiz.
Cumhuriyet döneminde, noktalama işaretleri daha çok önemsenmiş sayıları ve türleri arttırılmıştır.
Yazıdaki trafik işaretleri olarak da tanımlayabileceğimiz noktalama işaretleri şunlardır:
1. Aralarında şekil ve anlamca ilişki bulunan, birbirine bağlaçsız bağlanan ve aralarındaki duraklama kısa olan cümlelerin arasına noktalı virgül konur:
Örnek:
İki Nokta
İki Nokta
Açıklama yapılacak yerlerde kullanılır:
Bu kurallardan birçoğu aslında anlama ve telâffuza bağlıdır.
Anlam ve telâffuz; akla, mantığa, geleneğe, çoğunluğa vb.ne uyduğu takdirde -zaten yazıldığı gibi okunan ve okunduğu gibi yazılan bir dil olan- Türkçenin imlâsı kolayca halledilecektir.
İÇERİK:
1. Büyük Harflerin Kullanımı
2. Kısaltmaların Yazımı
3. Ek-Fiilin Yazımı
4. ile Edatının (Hem edat, hem bağlaç)Yazımı
5. mi Soru Ekinin Yazımı
6. dE Bağlacının ve -dE Hâl Ekinin Yazımı
7. ki Bağlacının, -ki İlgi Zamirinin ve -ki Yapım Ekinin Yazımı
8. Birleşik Kelimelerin Yazımı
9. İkilemelerin Yazımı
10. Sayıların Yazımı
11. Tarihlerin Yazımı
12. Pekiştirmeli Kelimelerin Yazımı
13. Düzeltme İşaretinin Kullanımı
14. İki Şekilde Yazılabilen Kelimeler
15. Yabancı Kelimelerde Büyük “i”nin Yazımı
16. Ses Değişikliği Görülen Bazı Kelimelerin Yazımı
17. Hem Ayrı Hem Bitişik Yazılabilen Ekler
18. Ünlü Uyumlarına Aykırı Olan Eklerin Yazımı
19. Alıntı Kelimelerde Kesme İşaretinin Kullanılması Kullanılmaması
20. Satır Sonunda Kelimelerin Bölünmesi
21. Alıntı Kelimelerin Yazımının Dilimize Uyarlanması
22. Yabancı Özel Adların Yazımı
23. Diğer Türklere Ait İsimlerin Yazımı
24. İmla (Yazım) Kılavuzu
1. BÜYÜK VE KÜÇÜK HARFLERİN YAZIMI
Alfabemizde (Lâtin alfabesi) her harfin bir büyük, bir de küçük şekli vardır. Yazıda yaygın olarak küçük harf kullanılır. Ancak belirli yerlerde büyük harf kullanılmalıdır.
Büyük harfle küçük harf arasında okunuş olarak fark olmasa da yazılış olarak büyük farklar vardır.
Büyük ve küçük harflerin kullanımı ile ilgili kurallar şunlardır:
» Her cümlenin ilk kelimesi büyük harfle başlar. Büyük harfle başlamayan bir kelime dizisi, öncesi yazılmamış ya da silinmiş bir cümle zannedilebilir.
* Ah, bilsen biz senin ıstırabını ne iyi anlıyoruz! Biz ki her şeyi görür ve anlarız. Düşün, bir elbiseyle bir vücut arasındaki esrarlı rabıtayı düşün. O elbise ki terzinin elinden vücudun basit hendesesine göre yapılmış mânasız bir kalıp hâlinde çıkar ve sonra bir vücuda yapışıp onun bütün hareketleriyle yaşamaya başlayınca ne hâle gelir, düşün! Başlangıçta hiçbir şey ifade etmeyen elbiseler atılacağı güne kadar vücudun her hareketini saniyesi saniyesine kaydeden korkunç bir hâfızadır. Birçok oturuş şekillerinin kabarttığı diz kapaklarımızı düşün! Her duygunun hususi bir biçim verdiği omuzlarımızı düşün! Kambur vaziyetlerinde nasıl arkaya toplandığımızı, bütün mafsal yerlerinde nasıl halkalaştığımızı düşün! Vücudun sonsuz hareketleri içinde bize düşmeyen pay hangisidir? Bunların içinde sefaletlerin, açlıkların, ihtirasların, cinayetlerin, coşkunlukların, kahkahaların alnımıza çizdiği hep hususî bir çizgi vardır. İnsanlar sanırlar ki, bizim üstümüzdeki her çizgi, her intiba, bir diğer çizgi veya intiba ile silinir, hepsi birbirine karışır, manasız bir halita olur ve sonunda biz eskimiş bulunuruz. Eskiriz, fakat insanlardan evvel eskidiğimiz için onlardan daha ince ve hassas olan biz, bütün çizgiler ve intibalarımızı hep birbirinin içinde saklarız. Bu böyle bir halitadır ki, bunun düğümünü ele geçirebilen göz onu çözdükçe, doğumumuzdan ölümümüze kadar bütün hayatımızı, zamanın atomları içinde sıkıştırır ve bu korkunç, ah, bu korkunç hafıza küpü içinde, mazinin, birbirinin üstünden akan küçük yılanlar hâlinde nasıl kaynaştığını görür. Fakat o göz kimde vardır? Kimsede… Yalnız bizde… Biz, ki her şeyi görür ve anlarız, seni görüyor ve anlıyoruz… Bize artık hikâyeni anlatma!… Ne lüzum var? Biz onu biliyoruz. Ben sana kendi hikâyemi ne diye anlatayım? Sen de onu bilirsin. Beni bir ölünün üstünden çıkardılar. Burada satın alacak adam bekliyorum. Öbürü tıpkı benim gibi, bugün bir ölünün üstünden çıkmadıysa yarın ikinci gün veya üçüncü gün çıkacak. Düşün, düşün, biz insanlardan evvel eskidiğimiz hâlde kaç insan eskitiyoruz? Bizim ıstırabımızı düşün! Biz vücutsuz kalan bir elbise miyiz, yoksa elbisesiz kalmış bir ıstırabın vücudu mu? (Necip Fazıl, Eski Elbiselerin Hafızası)
* Orhun Kitabesi’nde Türk hakanı şöyle diyor: Türk Tanrısı, Türk milleti yok olmasın diye atalarımı gönderdi ve beni gönderdi. Ben hakan olunca gündüz oturmadım, gece uyumadım. (Ziya Gökalp, Türkçülüğün Esasları)
» Bu işaretler asıl cümlenin içinde, yani iç cümlede ise sonraki kelime büyük harfle başlamaz:
♦ Bütün özel isimler (özel ismi oluşturan her kelime ve onları niteleyen, tanıtan unvanlar) büyük harfle başlar. Büyük harfle başlamazsa cins ismi zannedilebilirler:
» Kişi adları ve soyadları, takma adlar, kişi adlarından önce ve sonra gelen saygı sözleri, unvanlar ve meslek adları, tarihî kişilerin adlarından önce gelen unvan ve lâkaplar büyük harfle başlar:
Yön Adlarının İmlası
» Yön bildiren kelimeler bir bölge veya ülke adından önce gelirse büyük, sonra gelirse küçük yazılır.
» Kıta isimleri:
“Çanakkale Boğazı, Gülek Geçidi, Haymana Ovası, Konya Ovası, Van Gölü, Ağrı Dağı” gibi her iki harfi de büyük yazılan özel isimlere dikkat edilirse, birinci kelimenin zaten il olarak mevcut olduğu; ikinci kelime eklenince oluşan ismin o ile ait ama yeni ve özel bir varlığı karşıladığı görülür. Yani iki kelime birden kastedilen varlığa aittir. Meselâ Çanakkale Boğazı sadece Çanakkale kelimesiyle ifade edilemez.
Hâlbuki Hürriyet gazetesi, Marmara denizi, Altay dağları, Nil nehri, Ankara şehri, Fırat nehri, Erciyes dağı gibi örneklerde birinci kelime büyük, ikinci kelime de küçük harfle başlamaktadır. Bunun sebebi bu kelimelere eklenen ikinci kelimelerle yeni bir özel isim oluşturulmuş olmamasıdır. Hürriyet zaten bir gazete adı; Nil zaten bir nehir adı; Ankara zaten bir şehir adı; Erciyes zaten bir dağ adıdır. Erciyes dağı, Erciyes kelimesi ile de ifade edilir.
» Gezegen ve yıldız adları büyük harfle başlar. Ancak dünya, güneş ve ay kelimeleri terim olarak (astronomi ve coğrafya terimi) kullanılıyorsa özel isim olduğu için büyük; diğer anlamlarında (gerçek, mecaz, yan, eş, deyim vb.) kullanılıyorsa cins ismi olduğu için küçük harfle başlar:
Kitaplıklar
Kitaplıklar
» Mektuplarda ve resmî yazılarda hitapların ilk kelimeleri büyük harfle başlar:
Kitaplıklar
Kısaltma; bir kelime, terim veya özel adın içerdiği harflerden biri veya birkaçı ile daha kısa olarak ifade edilmesi ve sembolleştirilmesidir. Yapılan kısaltmaların benimsenmesi, yaygınlaşması ve herkes tarafından anlaşılması gerekir.
» Nokta kullanılan kısaltmalar da vardır. Bunlardan sonra getirilen ekler kesmeyle ayrılmaz:
Ek-fiil isimlerin yüklem olmasını sağlayan ektir.
a. Ek-fiil (imek fiili) eklendiği kelimeye bitişik de yazılabilir ondan ayrı da… Ama genellikle bitiştirilir. Ayrı yazıldığı zaman ünlü uyumlarına uyup uymadığına bakılmaz. Bitişik yazılan ek-fiil “büyük ve küçük ünlü uyumu” kurallarına uyar.
1. Sessiz harfle biten kelimeye bitiştiriliyorsa, başındaki “i” düşer:
Bitişik yazılan “ile” kelimesi “büyük ve küçük ünlü uyumu” kurallarına uyar. Ayrı yazıldığında ünlü uyum kuralları aranmaz:
Hem isimlere hem de fiillere getirilen bir çekim ekidir.
“-mİ”, kendinden önceki kelimden her zaman ayrı (bir kelime gibi) yazılır:
“de” bağlacı ve “-de” eki birbirinden kolayca ayırt edilebilir. Aşağıda, dikkat edilmesi gereken noktalar da verilmiştir.
a. “dE” Bağlacı
Her zaman kendinden önceki ve sonraki kelimelerden ayrı ve “de, da” şeklinde yazılır; bitiştirilmez, “te, ta” şeklinde yazılmaz.
“ya” ile birlikte kullanıldığında “da” ayrı yazılır: “ya da” İsimlerden sonra da kullanılabilir, fiillerden sonra da.
Kelimenin son hecesine kalınlık-incelik bakımından uyar. Ama ünsüz uyumuna bağlı değildir, yani -te, -ta şekilleri yoktur.
Aşağıda bu bağlacın ve iki ekin birbirinden ayırt edilmesi için dikkat edilmesi gereken noktalar da verilmiştir.
a. “ki” Bağlacı
İki ya da daha fazla sözcüğün, yeni anlamda bir sözcük oluşturması için birlikte kullanılmasına “birleşme” denir. Birleşme sırasında sözcüklerde anlam, tür ve ses değişiklikleri olabilir:
* Birleşme sırasında sözcüklerde ses aşınması ya da ses türemesi olabilir.
9. İKİLEMELERİN YAZIMI
» İkilemeler genellikle ayrı yazılır. Araya hiçbir noktalama işareti de konmaz.
Sayılar rakamla yazılabildikleri gibi harfle de yazılabilir.
» Küçük sayılar, yüz ile bin sayıları ve daha çok edebî karakter taşıyan metinlerde geçen sayılar harfle gösterilir.
a. Tarihler zaman birimi olarak en kısadan en uzuna doğru sıralanır: gg.aa.yyyy:
Pekiştirme sıfatları ve zarfları bitişik yazılır:
Düzeltme işareti Türkçe olmayan kelimelerde kullanılan bir işarettir. Bu işaret hem uzatma hem de inceltme görevinde kullanılır. İnceltme görevi sadece “g, k, l” ünsüzleri için; uzatma görevi de “a, i ve u” ünsüzleri için söz konusudur.
a. İnceltme görevi
» Bazı yabancı kelimelerde -Türkçede kalın ünlülerle birlikte kullanılmayan- ince ünsüzler (g, k, l) vardır. Bu ünsüzlerin ince olduğunu, yani ince okunmaları gerektiğini kendilerinden hemen sonra gelen kalın ünlülerin (a, u) üzerine düzeltme işreti koyarak anlarız. Bu ünsüzlerin ince okunmasının gereği asıllarının öyle oluşu; amacı da yanlış anlam çıkarılmasını engellemektir:
Türkçede uzun ünlü yoktur. Arapça ve farsçadan alınan ve uzun ünlü barındıran kelimelerde uzun ünlünün üstüne gerektiğinde düzeltme işareti konur.
Düzeltme işaretinin üç türlü uzatma görevi vardır:
Birincisi: Düzeltme işaretinin bu görevi uzun ünlüleri göstererek yine aynı harflerle yazılan kelimelerin birbirinden ayırt edilmelerini sağlamaktır. Eğer bu kelimelerde düzeltme işareti kullanılmazsa aynı harflerle yazılan başka kelimelerle karıştırılabilir ve yanlış anlamalara yol açılabilir ki bu kelimelerin anlamları çok farklıdır. Zaten bu kelimelerin hepsinin aynı harflerle, hem kısa hem de uzun ünlülerle yazılan şekilleri vardır:
Not: “katil” (öldürme) ve “katil” (öldüren) kelimeleri aynı şekilde yazıldıkları ve birbirine karıştırılma ihtimali olduğu hâlde, öldüren anlamındaki “katil” kelimesindeki uzun a, düzeltme işareti olmadan kullanılır. Bunun sebebi, düzeltme işareti kullanıldığında “k”nin ince (ke) telâffuz edilebileceği endişesidir. Aynı endişe gasıp, kaide, kail, kadir, kelimeleri için de geçerlidir. Bu kelimelerin hangi anlamda kullanıldığı, telâffuzdan ve cümlenin anlamından çıkarılabilir.
İkincisi: Arapça kelimeleri sıfat yapan ve yine Arapça bir ek olan nispet “i”sini belirtme hâl ekinden ve iyelik ekinden ayırt etmek için bu “i”nin üzerine konur. Bu harfin üzerinde kullanılmasının gereği aslının öyle oluşu; amacı da yanlış anlam çıkarılmasını engellemektir:
Bazı kelimelerin söylenişinde “ğ”nin “v”ye dönüştüğü görülür. Bunları iki şekilde yazılması ve okunması doğrudur.
15. YABANCI KELİMELERDE BÜYÜK “İ”NİN YAZIMI
Lâtin harflerini kullanan yabancı milletlerin yazı sistemlerinde büyük “i harfi noktasız yazılır. Ibsen, Indiana…
Türkçe metinlerde de bu isimler bu şekilde yazılır. Ancak bu isimler sözlüklerde “i” sırasında yer alır.
16. SES DEĞİŞİKLİĞİ GÖRÜLEN BAZI KELİMELERİN YAZIMI
» Ünlü daralması görülen Türkçe kelimeler:
Türkçede ikiz ünsüz bulunmaz. Bu yüzden Arapçadan dilimize geçmiş olan ve sonunda ikiz ünsüz bulunduran kelimeler yalın durumunda kullanıldığında ünsüzlerden biri düşer.
» n ⇒ m değişimi görülen kelimeler:
Türkçe veya yabancı kelimelerde b’den önce gelen n sesi m’ye dönüşebilmektedir.
» i ⇒ ı dönüşümü görülen bazı Arapça kelimeler:
Bunlarda “k” sesi daima kalın okunur.
* “s”den sonra gelen “b”, “p”ye dönüşür.
* Farsça “-dar” soneki bulunduran kelimelerde d, t’ye dönüşür.
Ek-fiilin çekimleri olan “iken, ile, ise” kelimeleri kendinden önceki kelimeden ayrı yazılır. Ama bunların bitişik yazılış şekilleri de vardır: -ken, -le, -se. Bitişik yazılırken araya kaynaştırma harfi de girebilir.
Ama bu eklerden sadece “-ken”, hiçbir zaman ünlü uyumlarına uymaz; her kelimeden sonra “iken” ya da “-ken” olarak yazılır.
» -yor (şimdiki zaman eki): Sadece -yor şeklinde yazılır, ünlü uyumlarına aykırıdır.
» Bazı Arapça kelimeler gırtlak ünsüzü taşıdıkları, Türkçede de bu özelliği anlaşılacak şekilde telâffuz edildiği için kesme işareti barındırırlar:
» Satır sonunda, yer kalmadığı için yarım kalan kelimelerin bölünmüş olduğunu, yani devamının altta olduğunu göstermek için satır sonunda kısa çizgi kullanılır:
21. Alıntı Kelimelerin Yazımının Dilimize Uyarlanması-Uyarlanmaması
1- Dilimize mal olmuş yabancı kelimeler Türkçede söylendiği gibi yazılır.
8- Ödünçlemeler (dilimize mal olmamış kelimeler) özgün imlâları ile yazılır:
a. Arapça ve Farsça özel adların yazımı
1- Türkler tarafından kullanılan kişi adları Türkçedeki söylenişine göre yazılır:
Yabancı özel adlardan türemiş akım adlarıyla dilimizde eskiden beri Türkçe biçimiyle kullanılan kişi ve yer adları Türkçe söyleyişe göre yazılır. Bunların dışındaki yabancı özel adlar özgün imlâlarıyla yazılır. Bu kelimelerdeki özel karakterler ve işaretler de mümkün olduğunca (baskı sırasında bulunabiliyorsa) korunur:
Yunanca isimler, Yunan harflerinin Lâtin alfabesindeki karşılıkları kullanılarak yazılır:
Rusça isimler, Rus harflerinin Lâtin alfabesindeki karşılıkları kullanılarak yazılır:
Rusçadan alınan bazı kelimelerin yazımı:
Çince ve Japonca adlar, Türkçede yerleşmiş biçimlerine göre yazılır. Kişi isimlerinde tire kullanılır:
Türk devlet ve topluluklarına ait isimler, ünlüler bakımından Türkiye Türkçesine, ünsüzler bakımından ilgili Türk toplumundaki kullanıma göre yazılır:
a) Kişi adları, soyadları ve takma adlar:
Uyarı: Özel adlar için yay ayraç içinde bir açıklama yapıldığında kesme işareti yay ayraçtan öce konur:
Örnek: Bu zafer onun sayesinde kazanıldı.
b. Millet, boy, oymak adları: Türk’üm, Alman’sınız, İngiliz’den, Rus’muş, Oğuz’un, Kazak’a, Kırgız’ım, Özbek’e, İzmirli’nin, Ankaralı’ya.
c. Devlet adları: Türkiye Cumhuriyeti’ni, Osmanlı Devleti’ndeki, Amerika Birleşik Devletleri’ne, Azerbaycan Cumhuriyeti’nden.
ç. Din ve mitoloji ile ilgili özel adlar: Allah’ın, Tanrı’ya, Cebrail’den, Zeus’u.
d. Kıta, deniz, nehir, göl, dağ, boğaz, geçit, yayla; ülke, bölge, il, ilçe, köy, semt, bulvar, cadde, sokak vb. coğrafyayla ilgili yer adları:
Uyarı: Sonunda 3. tekil kişi iyelik eki olan özel isme, bu ek dışında başka bir iyelik eki getirildiğinde kesme işareti konmaz:
f. Saray, köşk, han, kale, köprü, anıt vb. adları:
Kitaplıklar
Uyarı: Kurum, kuruluş, kurul, birleşim, oturum ve iş yeri adlarına gelen ekler kesmeyle ayrılmaz:
Örnek-1:
Kitaplıklar
» Herhangi bir metinden alınan cümlenin öncesi ve sonrası olduğunu, aralarda da alınmayan kısımlar olduğunu belirtmek için üç noktayla birlikte kullanılabilir:
Örnekler:
noğlu’nun…………………………………………………………………………..
» Kelimeler satır sonunda ve başında bir tek harf kalacak şekilde bölünmez. Aşağıdaki gibi kullanımlar yanlıştır:
…………………………………………………………………………………………………………….a-
rabayla ………………………………………………………………………………………………..u-
çurtmamızın …………………………………………………………………………………….cami-
i ………………………………………………………………………………………………………niha-
î…………………………………………
» Doğruları şöyle olacaktır:
…………………………………………………………………………………………………………ara-
bayla ……………………………………………………………………………………………..uçurt-
mamızın ……………………………………………………………………………………………..ca-
mii ………………………………………………………………………………………………………ni-
haî…………………………………………
» Özel isimlerde ve rakamlarda kesme işareti satır sonuna geliyorsa ve kesme işaretinden sonraki kısmın alt satıra geçmesi gerekiyorsa bu durumda kısa çizgi kullanılmaz:
…………………………………………………………………………………… Geçen yıl Ankara’
daki akrabalarımıza …………………………………………………………………………1996′
da ………………………………………….
» Gırtlak ünsüzü için kesme kullanılan kelimelerde kesmeli heceler satır sonuna getirilmez.
……………………………………………………………………………………………………….meş’-
aleyi değil …………………………………………………meş’a-
leyi olacak ………………………………………………….. kur’-
adan değil ………………………………………………….kur’a-
dan. olacak
» “de” ve “ki” bağlacı ile “mi” soru ekinden önceki kelime satır sonunda kalıyor da bu ek ve bağlaçlar alt satıra iniyorlarsa araya (satır sonuna) kısa çizgi konmaz:
…………………………………………………………………………………………… önünde kitap
da yoktu ……………………………………………………………………………………… gördüm
ki söylüyorum ……………………………………………………………………………. geçen yıl
mı kazanmış?
» Özgün imlâsıyla yazılan yabancı kelimeler satır sonunda kendi dillerinin kurallarına göre bölünür.
» Cümle içindeki arasöz ve ara cümlelerin başına ve sonuna konur:
Şinasi Halil Bey’e baktı ve:
— Bu mektup sana, dedi.
— Bana mı, kimden?
— Evden olacak!
— Evden? Ne münasebet?
Şinasi Bey mektubu aldı. Saide’nin yazısı ile şu satırları okudu:
…
Büyük nine sordu:
— Okuduğun ne, kızım?
— Bir roman.
— Neden bahsediyor?
— Hiç.
Büyük nine tekrar daldı.
» Oyunlarda uzun çizgi, konuşanın adından sonra da konabilir:
Büyük nine — Okuduğun ne, kızım?
Kız — Bir roman.
Büyük nine — Neden bahsediyor?
Kız — Hiç.
Büyük nine tekrar daldı.
* Konuşmalar uzun çizgi içinde verildiği zaman konuşma çizgisi kullanılmaz.
6. Matematikte bölme işareti olarak kullanılır:
Örnek-1
Türkçede öznesine göre fiil çatıları şunlardır:
1) Etken Fiil
2) Edilgen ”
3) İşteş ”
4) Dönüşlü ”
Örnek-2
Maddenin 4 hali vardır:
1) Katı Hali
2) Sıvı ”
3) Gaz ”
4) Plazma ”
Örnek-3
Matematik biliminde dört işlem bulunur:
1) Toplama İşlemi
2) Çıkarma ”
3) Çarpma ”
4) Bölme ”
1. Yazılışları bir, anlamları ve okunuşları ayrı olan kelimeleri ayırt etmek için, okunuşları uzun olan ünlülerin üzerine konur:
2. Arapça ve Farsçadan dilimize giren birtakım kelime ve eklerle özel adlarda bulunan ince “g, k” ünsüzlerinden sonra gelen “a ve u” ünlüleri üzerine konur:
» Nispet i’si alan kelimelere Türkçe ekler getirildiğinde düzeltme işareti olduğu gibi kalır:
Noktalama işaretlerinden nokta, virgül, noktalı virgül, iki nokta, üç nokta, soru, ünlem, tırnak işaretleri, ayraç ve kesme ait oldukları kelimelere bitişik olarak yazılır ve kesme dışındaki işaretlerden sonra bir harf boşluğu ara verilir.
Noktalama İşaretlerinin Tarihi
İnsanlar duygu ve düşüncelerini ifade edebilmek, aktarabilmek ve okuduğunu karşısındakine anlatabilmek için işaret sistemlerinden oluşan harfleri ve bu harfleri düzenleyen kurallar bütününü bilmek zorundadırlar. Noktalama işaretleri, duygu ve düşüncelerimizi daha açık bir şekilde dile getirmeye, cümlenin yapısını ve duraklama notalarını belirlemeye, okuma ve anlamayı kolaylaştırmaya, sözün vurgu ve ton gibi özelliklerini belirtmeye yardımcı olur.Noktalama işaretlerinin tarihi, Bizans dilbilgini Aristophanes ile başlar. Bununla birlikte düzenli olarak kullanımı, XVI. yüzyılda matbaanın icadı ile gerçekleşmiştir. XIX. yüzyılda ise, genelleşerek kesin kurallara bağlanmıştır.
Bizim edebiyatımızda, noktalama işaretleri, ancak Avrupa’yı tanıdıktan sonra, XIX. yüzyıldan itibaren görülmeye başlamıştır. İlk olarak Şinasi, Şair Evlenmesi (1859) adlı tiyatro oyununun başında iki işaretten söz etmektedir: “Mu’tarıza ( ) içinde bulunan kelâm hâli târif içindir. Şöyle bir hatt-ı ufkî – söz başına delâlet eder. Nokta, sözün nihayetine alâmet olur.”
Şemsettin Sami de, Kamus-ı Türkî adlı sözlüğünde iki noktaya
Önceleri düzyazı metinlerinde kullanılan noktalama işaretlerinin, şiirde kullanılmadığını görüyoruz. Başlangıçta, hem şiir hem düzyazı yazan edebiyatçılarımız, noktalama işaretlerini, düzyazı metinlerinde kullanmışlar, bununla beraber şiir halinde yazdıkları metinlerde noktalama işaretlerini kullanmamışlardır. Sonraları şiirlerde de başarı ile noktalama işaretlerinin kullanıldığı görülmektedir. Örneğin Recaizâde Mahmut Ekrem, hem Araba Sevdası adlı romanında, hem de Zemzeme, Pejmürde gibi şiir kitaplarında bu işaretlere dikkat etmiş ve yerli yerinde kullanmıştır. Servet-i Fünûn döneminde, Tevfik Fikret‘in şiirlerinde, noktalama işaretlerinin dikkatle kullanıldığını görmekteyiz.
Cumhuriyet döneminde, noktalama işaretleri daha çok önemsenmiş sayıları ve türleri arttırılmıştır.
Yazıdaki trafik işaretleri olarak da tanımlayabileceğimiz noktalama işaretleri şunlardır:
- Nokta ( . )
- Virgül ( , )
- Noktalı Virgül ( ; )
- İki Nokta İşareti ( : )
- Üç Nokta İşareti ( … )
- Soru İşareti ( ? )
- Kesme İşareti ( ‘ )
- Tırnak İşareti ( ” ” )
- Tek Tırnak İşareti ( ‘ ‘)
- Parantez İşareti ( )
- Ünlem İşareti ( ! )
- Kısa Çizgi ( – )
- Köşeli Parantez [ ]
- Uzun Çizgi ( __ )
- Eğik Çizgi ( / )
- Denden İşareti ( //)
- Düzeltme (şapka) İşareti ( ^ )
Nokta İşareti ( . ) ve Kullanıldığı Yerler
1. Hüküm, yargı bildiren, tamamlanmış cümlelerin sonuna konur:- Öğrenciyim.
- Okul açıldı.
- “Artık ana dili büsbütün işitilmez olmuştu. Hasan, köşeye büzüldü; bir şeyler soran olsa da susuyordu, yanakları pençe pençe, al al olarak susuyordu. Portakal bahçelerine dalmış, göğsünde bir katılık, gırtlağında lokmasını yutamamış gibi bir sert düğüm, daima susuyordu.” (Eskici; Refik Halit Karay)
- Prof., Doç., Dr., İst., s., vb., Cad., Sok., Alm., Ar., Far., Fr., İng.
- TBMM, TDK,
- D, B, K, G, KB, GB, KD, GD (sekizi de yön),
- cm, cm,
- g, kg,
- l, C, Fe
- 50. yıl kutlamaları,
- Cumhuriyet’in 92. yılı,
- yılın 365. günü
- IV., II. Mehmet, XV. yüzyıl
- 12.584.000,
- 325.355.254
- 05.02.1972,
- 119.12.1996,
- 29.X.1923
- 29 Ekim 1923
- 08.30,
- 14.40,
- 23.58,
- 00.20
- I. II.
- A. B.
- 1. 2.
- a. b.
- i. ii.
- Agâh Sırrı Levent, Türk Dilinde Gelişme ve Sadeleşme Evreleri, Ankara 1960.
- 4.5=20
Virgül ( , ) İşareti ve Kullanıldığı Yerler
1. Birbiri ardınca sıralanan eş görevli kelime ve kelime gruplarının arasına konur:- Fırtınadan, soğuktan, karanlıktan ve biraz da korkudan sonra bu sıcak, aydınlık ve sevimli odanın havasında erir gibi oldum. (Halide Edip Adıvar)
- Sessiz dereler, solgun ağaçlar, sarı güller
Dillenmiş ağızlarda tutuk dilli gönüller… (Faruk Nafiz Çamlıbel) - Zindana atılan mahkûmlar gibi titreşerek, haykırarak geri geri kaçmaya uğraşıyorduk. (Hüseyin Rahmi Gürpınar)
- Bir varmış, bir yokmuş.
- Umduk, bekledik, düşündük. (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
- Fakat yol otomobillere yasak olduğundan o da herkes gibi tramvaya biner, kimse kendisine dikkat etmez. (Falih Rıfkı Atay)
- Binaenaleyh, biz her vasıtadan, yalnız ve ancak, bir noktainazardan istifade ederiz. (Mustafa Kemal Atatürk)
- Saniye Hanımefendi, merdivenlerde oğlunun ayak seslerini duyar duymaz, hasretlisini karşılamaya atılan bir genç kadın gibi, koltuğundan fırlamış ve ona kapıyı kendi eliyle açmaya gelmişti. (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
- Şimdi, efendiler, müsaade buyurursanız, size bir sual sorayım.(Mustafa Kemal Atatürk)
- Akşam, yine akşam, yine akşam,
Göllerde bu dem bir kamış olsam! (Ahmet Haşim) - Kopar sonbahar tellerinden
Derinden, derinden, derinden
Biten yazla başlar keder musikisi (Yahya Kemal Beyatlı)
- Datça’ya yarın gideceğim, dedi.
- Şehirde ilk önce hükûmet doktoruyla karşılaştım.
– Bugünlerde başımı kaşımaya vakit bulamıyorum, dedi. (Reşat Nuri Güntekin)
- Bahçe kapısını açtı. Sermet Bey’e,
_ Bu anahtar köşkü de açar, dedi. (Ömer Seyfettin)
- Peki, gideriz.
- Olur, ben de size katılırım.
- Hayhay, memnun oluruz.
- Haydi, geç kalıyoruz.
- Evet, kırk seneden beri Türkçe merhale merhale Türkleşiyor. (Y. Kemal Beyatlı)
- Türkçe kursu
- Bu, tek gözlü, genç fakat ihtiyar görünen bir adamcağızdır. (Halit Ziya Uşaklıgil)
- Bu gece, eğlenceleri içlerine sinmedi. (Reşat Nuri Güntekin)
- Efendiler, bilirsiniz ki hayat demek, mücadele, müsademe demektir. (Mustafa Kemal Atatürk)
- Sayın Başkan,
- Sevgili Kardeşim,
- Değerli Arkadaşım,
- 38,6 (otuz sekiz tam, onda altı),
- 25,33 (yirmi beş tam, yüzde otuz üç),
- 0,45 (sıfır tam, yüzde kırk beş).
- Falih Rıfkı Atay, Tuna Kıyıları, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1938.
- Ergin, Muharrem, Dede Korkut Kitabı, Ankara, 1958.
- Nihat sabaha kadar uyuyamadı ve şafak sökerken Faik’e bol teşekkürlerle dolu bir kâğıt bırakarak iki gün evvelki cephe dönüşü kıyafeti ile sokağa fırladı. (Peyami Safa)
- Ben Atatürk’le üç veya iki defa karşılaştım. (Burhan Felek)
- Ya şevk içinde harap ol ya aşk içinde gönül
Ya lale açmalıdır göğsümüzde yahut gül! (Yahya Kemal Beyatlı)
- Hem gider hem ağlar.
- Ya bu deveyi gütmeli ya bu diyardan gitmeli. (Atasözü)
- Gerek nesirde gerek nazımda yeni bir söyleyişe ulaşılmıştır.
- Siz ister inanın ister inanmayın, bir gün bile durmam.
- Ne kız verir ne dünürü küstürür.
- İmlamız, lisanımız düzelince, lisanımız da kafamız düzelince düzelecek; çünkü o da ancak onlar kadar bozuktur, fazla değil! (Yahya Kemal Beyatlı)
- Ben aç yattım mı kötü kötü rüyalar görürüm nedense. (Orhan Kemal )
- Öyle zekiler vardır, konuştular mı ağızlarından bal akıyor sanırsın. (Attila İlhan)
- Tenha köşelerde ağız ağıza konuşurken yanlarına biri gelecek olursa hemen susuyorlardı. (Reşat Nuri Güntekin)
- Gör gözlerinle de aklın yatarsa anlatıver millete. (Tarık Buğra)
- Cumaları bahçede buluştukça kıza kendisinin adî bir mektep talebesi olmadığını anlatmaya çalışıyordu. (Halide Edip Adıvar)
- Şimdiye dek, ben kendimi bildim bileli kimse Değirmen oluk köyünden kaçıp da başka köyde çobanlık, yanaşmalık etmedi. (Yaşar Kemal)
- Meydanlığa varmadan bir iki defa İsmail kendisini gördü mü diye kahveye baktı. (Necati Cumalı)
- Ancak yemekte bir karara varıp arkadaşına dikkatli dikkatli bakarak konuştu. (Samim Kocagöz)
Noktalı Virgül ( ; ) İşareti ve Kullanıldığı Yerler
1. Aralarında şekil ve anlamca ilişki bulunan, birbirine bağlaçsız bağlanan ve aralarındaki duraklama kısa olan cümlelerin arasına noktalı virgül konur:
- At ölür, meydan kalır; yiğit ölür şan kalır. (Bu cümlelerin arasına nokta konabilirdi, ama duraklama kısa olduğu için noktalı virgül konmuş.)
- Gitmemiz gerekiyor; bekleyenler var. (çünkü)
- Okumuş bir kadın değil, ama anlayışlı; çok genç değil, ama güzel… (bununla birlikte)
- Karşısında, bir şezlonga uzanmış esmer, güzel bir kız, siyah maroken kaplı bir kitap okuyor; pencereden, çiçek, kır kokuları; deniz, dalga fısıltıları getiren tatlı bir nisan rüzgârı giriyordu. (Bahar ve Kelebekler; Ömer Seyfettin) (bu esnada; ve)
- Halis bir şiir fena okunabilir; lâkin sahte bir şiir iyi okunamaz.
- Olanları anladım; ama iş işten geçmişti.
- Bir aralık evden savuşmak da aklına geldi; ama faydasız buldu.
- İnsan yalanı bilmeyerek okur; ama yalan olduğunu bildikten sonra gene okumak ister mi?
Örnek:
- Çok söylüyorum, fakat söz dinlemiyor.
- Çok söylüyorum; fakat söz dinlemiyor.
- Murat, Yavuz ve Kâzım bir grup; Ahmet, Metin ve Mehmet de bir grup olsunlar.
- Erkek çocuklarına Doğan, Tuğrul, Aslan; kız çocuklarına ise İnci, Çiçek, Gönül adlarını verirler.
- kavun, karpuz, kelek; lâhana, pırasa, ıspanak; bisküvi, kraker, çikolata…
- Sevinçten, heyecandan içim içime sığmıyor; bağırmak, kahkahalar atmak, ağlamak istiyorum.
- İster inan, ister inanma; aynen dediğim gibi oldu.
- Faruk; Kenan, Hulusi ve Mustafa ile yaşıt sayılır.
İki Nokta
) İşareti ve Kullanıldığı Yerler
İki Nokta
) İşareti ve Kullanıldığı Yerler
Açıklama yapılacak yerlerde kullanılır:- bestesiz: bestesi olmayan.
- sıfat: İsimlerden önce gelerek onların nitelik ve niceliklerini bildiren kelimeler.
- Kelimeler genel olarak ikiye ayrılır: İsimler ve fiiller.
- Bu işin en sağlam yolu şudur: Bildiğinden şaşmamak.
- Yeni harfler alındıktan sonra eski yazı ile bir tek kelime bile yazmayan iki kişi görmüşümdür: Atatürk ve İnönü.
- Kendimi takdim edeyim: Meclis kâtiplerinden Hayrullah.
- Çocuk merakla sordu: “Bana ne getirdin?”
- O, başarının sırrını tek kelimeyle açıklar: Azim
- Millî Edebiyat akımının temsilcilerinden bazıları şunlardır: Ömer Seyfettin, Halide Edip Adıvar, Ziya Gökalp, Mehmet Emin Yurdakul, Ali Canip Yöntem…
- -Buğdayla arpadan başka ne biter bu topraklarda?
Ziraatçi sayar:
-Yulaf, pancar, nohut, mercimek… - Bilge Kağan: Türklerim işitin!
Üstten gök çökmedikçe
alttan yer delinmedikçe
ülkenizi, törenizi kim bozabilir sizin? - Koro: Göğe erer başımız başınla senin!
- Yahya Kemal Beyatlı: Kendi Gök Kubbemiz
- a:ile,
- ceva:hir,
- di:nen,
- ka:til,
- i:cat…
- 45:3=15
- Tam kapıdan çıkmak üzereyken sordu: Akşam erken gelecek misin?
- İnceleyeceğiniz kelimeler şunlar: gelmek, nakletmek, gidedurmak.
- İnsan üç şeye benzer: ağaca, suya ve rüzgâra
- Çocuk merakla sordu: “Bana ne getirdin?” > Çocuk merakla, bana ne getirdin, diye sordu.
İmlâ (Yazım) Kuralları
Yazıda doğabilecek karışıklıkların önüne geçmek, yanlış okumayı önlemek, okumayı ve anlamayı kolaylaştırmak, herkesin aynı şekilde yazıp okumasını sağlamak için belirlenmiş olan kurallara imlâ (yazım) kuralları denir.Bu kurallardan birçoğu aslında anlama ve telâffuza bağlıdır.
Anlam ve telâffuz; akla, mantığa, geleneğe, çoğunluğa vb.ne uyduğu takdirde -zaten yazıldığı gibi okunan ve okunduğu gibi yazılan bir dil olan- Türkçenin imlâsı kolayca halledilecektir.
İÇERİK:
1. Büyük Harflerin Kullanımı
2. Kısaltmaların Yazımı
3. Ek-Fiilin Yazımı
4. ile Edatının (Hem edat, hem bağlaç)Yazımı
5. mi Soru Ekinin Yazımı
6. dE Bağlacının ve -dE Hâl Ekinin Yazımı
7. ki Bağlacının, -ki İlgi Zamirinin ve -ki Yapım Ekinin Yazımı
8. Birleşik Kelimelerin Yazımı
9. İkilemelerin Yazımı
10. Sayıların Yazımı
11. Tarihlerin Yazımı
12. Pekiştirmeli Kelimelerin Yazımı
13. Düzeltme İşaretinin Kullanımı
14. İki Şekilde Yazılabilen Kelimeler
15. Yabancı Kelimelerde Büyük “i”nin Yazımı
16. Ses Değişikliği Görülen Bazı Kelimelerin Yazımı
17. Hem Ayrı Hem Bitişik Yazılabilen Ekler
18. Ünlü Uyumlarına Aykırı Olan Eklerin Yazımı
19. Alıntı Kelimelerde Kesme İşaretinin Kullanılması Kullanılmaması
20. Satır Sonunda Kelimelerin Bölünmesi
21. Alıntı Kelimelerin Yazımının Dilimize Uyarlanması
22. Yabancı Özel Adların Yazımı
23. Diğer Türklere Ait İsimlerin Yazımı
24. İmla (Yazım) Kılavuzu
1. BÜYÜK VE KÜÇÜK HARFLERİN YAZIMI
Alfabemizde (Lâtin alfabesi) her harfin bir büyük, bir de küçük şekli vardır. Yazıda yaygın olarak küçük harf kullanılır. Ancak belirli yerlerde büyük harf kullanılmalıdır.
Büyük harfle küçük harf arasında okunuş olarak fark olmasa da yazılış olarak büyük farklar vardır.
Büyük ve küçük harflerin kullanımı ile ilgili kurallar şunlardır:
» Her cümlenin ilk kelimesi büyük harfle başlar. Büyük harfle başlamayan bir kelime dizisi, öncesi yazılmamış ya da silinmiş bir cümle zannedilebilir.
- “Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin!”
- “Ömür, yarınlara bağlanan ümitlerle geçip gitmekte, gafilcesine kavgalarla, gürültülerle, didinmelerle tükenip durmadadır. Sen aklını başına al da, ömrünü, şu içinde bulunduğun bugün say.” (Mevlâna)
* Ah, bilsen biz senin ıstırabını ne iyi anlıyoruz! Biz ki her şeyi görür ve anlarız. Düşün, bir elbiseyle bir vücut arasındaki esrarlı rabıtayı düşün. O elbise ki terzinin elinden vücudun basit hendesesine göre yapılmış mânasız bir kalıp hâlinde çıkar ve sonra bir vücuda yapışıp onun bütün hareketleriyle yaşamaya başlayınca ne hâle gelir, düşün! Başlangıçta hiçbir şey ifade etmeyen elbiseler atılacağı güne kadar vücudun her hareketini saniyesi saniyesine kaydeden korkunç bir hâfızadır. Birçok oturuş şekillerinin kabarttığı diz kapaklarımızı düşün! Her duygunun hususi bir biçim verdiği omuzlarımızı düşün! Kambur vaziyetlerinde nasıl arkaya toplandığımızı, bütün mafsal yerlerinde nasıl halkalaştığımızı düşün! Vücudun sonsuz hareketleri içinde bize düşmeyen pay hangisidir? Bunların içinde sefaletlerin, açlıkların, ihtirasların, cinayetlerin, coşkunlukların, kahkahaların alnımıza çizdiği hep hususî bir çizgi vardır. İnsanlar sanırlar ki, bizim üstümüzdeki her çizgi, her intiba, bir diğer çizgi veya intiba ile silinir, hepsi birbirine karışır, manasız bir halita olur ve sonunda biz eskimiş bulunuruz. Eskiriz, fakat insanlardan evvel eskidiğimiz için onlardan daha ince ve hassas olan biz, bütün çizgiler ve intibalarımızı hep birbirinin içinde saklarız. Bu böyle bir halitadır ki, bunun düğümünü ele geçirebilen göz onu çözdükçe, doğumumuzdan ölümümüze kadar bütün hayatımızı, zamanın atomları içinde sıkıştırır ve bu korkunç, ah, bu korkunç hafıza küpü içinde, mazinin, birbirinin üstünden akan küçük yılanlar hâlinde nasıl kaynaştığını görür. Fakat o göz kimde vardır? Kimsede… Yalnız bizde… Biz, ki her şeyi görür ve anlarız, seni görüyor ve anlıyoruz… Bize artık hikâyeni anlatma!… Ne lüzum var? Biz onu biliyoruz. Ben sana kendi hikâyemi ne diye anlatayım? Sen de onu bilirsin. Beni bir ölünün üstünden çıkardılar. Burada satın alacak adam bekliyorum. Öbürü tıpkı benim gibi, bugün bir ölünün üstünden çıkmadıysa yarın ikinci gün veya üçüncü gün çıkacak. Düşün, düşün, biz insanlardan evvel eskidiğimiz hâlde kaç insan eskitiyoruz? Bizim ıstırabımızı düşün! Biz vücutsuz kalan bir elbise miyiz, yoksa elbisesiz kalmış bir ıstırabın vücudu mu? (Necip Fazıl, Eski Elbiselerin Hafızası)
* Orhun Kitabesi’nde Türk hakanı şöyle diyor: Türk Tanrısı, Türk milleti yok olmasın diye atalarımı gönderdi ve beni gönderdi. Ben hakan olunca gündüz oturmadım, gece uyumadım. (Ziya Gökalp, Türkçülüğün Esasları)
» Bu işaretler asıl cümlenin içinde, yani iç cümlede ise sonraki kelime büyük harfle başlamaz:
- “Durun!” diye bağırdı annem.
- Bu kez çocuk, “Bu peri midir, melek mi?” diye düşünerek, öğretmene hayranlıkla baktı.
- Bazı mastarlar kalıcı nesne adı olmuşlardır: yemek, çakmak, dolma, dondurma, kavurma, buluş…
- Bilgisayar, sinema, tiyatro, internet, fotoğraf gibi hobiler, pahalılık yüzünden lüks gibi görülmektedir.
- Atatürk gençliğe seslenirken ilk önce “Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.” demektedir.
- Nabi’nin “……… var içinde” redifli gazeli açıklanacak.
- Bu konuda kararlı olduktan sonra -geç karar vermiş olsan da- başarıya ulaşırsın.
- Başımın ağrısı yazları -sıcaklardan olmalı- daha da artar.
- Kalıcı konutları bu yıl sonuna kadar -geçen seneki lâf- yetiştireceklermiş.
- Çıkmamız gereken uygar milletler seviyesini -ki bu seviyeye hâlâ çok uzağız- Mustafa Kemal hedef olarak göstermişti bize.
- Bu işi 2010 sonuna kadar bitireceklerini -inanılacak gibi değil- söylüyorlar.
- Bu adam, seni temin ederim, sahtekârın biridir.
- Cihan yıkılsa, emin ol, bu cephe sarsılmaz.
- 1998 yılında ortaokulu bitirdim.
- …
Bir de baharlar bilirim,
Apartman odalarında büyüyen çocukların bilmediği bilemeyeceği.
Anadolu bozkırlarında
İstanbul’dan çıkıp, Diyarbekir’e doğru, tekerleri
Yamalı asfaltları bir ağustos susuzluğuyla içen
Cesur otobüs pencerelerinden
Bilinçsiz bas kaymasıyla görülen
Evrensen kadınların iki büklüm çapa yaptıkları tarla kenarlarında
Çıplak ayakları yumuşak topraklara batmış ırgat çocuklarının
Bir ellerinde bayat bir ekmeği kemirirken
Diğer ellerinde sarkan yemyeşil bir soğanla gelen.
♦ Bütün özel isimler (özel ismi oluşturan her kelime ve onları niteleyen, tanıtan unvanlar) büyük harfle başlar. Büyük harfle başlamazsa cins ismi zannedilebilirler:
» Kişi adları ve soyadları, takma adlar, kişi adlarından önce ve sonra gelen saygı sözleri, unvanlar ve meslek adları, tarihî kişilerin adlarından önce gelen unvan ve lâkaplar büyük harfle başlar:
- Ali, Meltem, Mehmet, Meral, Yasemin, Uğur, Ahmet…
- Binbaşı Ömer, Doktor Kenan, Mütercim Asım, Ankaralı Âşık Ömer…
- Mustafa Kemal Atatürk, Mehmet Akif Ersoy, Nazım Hikmet Ran, Yavuz Bülent Bakiler, Kâmuran İnan, Victor Hugo, Halil Cibran…
- Nedim, Fuzulî, Bakî, Muhibbî (Kanuni), Demirtaş (Ziya Gökalp), Tarhan (Ömer Seyfettin), Aka Gündüz (Hüseyin Avni, Eniz Avni), Kirpi (Refik Halit), Deli Ozan (Faruk Nafiz), Halide Salih (Halide Edip), Server Bedi (Peyami Safa), İrfan Kudret (Cahit Sıtkı), Mehmet Ali Sel (Orhan Veli)…
- Sayın Kenan Evren, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Hamdi Bey, Mustafa Efendi, Zeynep Hanım, Bay Ali Çiçekçi, Prof. Dr. Mehmet Kaplan, Doktor Behçet Uz, Mareşal Fevzi Çakmak, Yüzbaşı Cengiz Topel…
- Fatih Sultan Mehmet, Mimar Sinan, Yavuz Sultan Selim, Genç Osman, Deli İbrahim, Avcı Mehmet, Nişancı Mehmet Paşa, Aslan Yürekli Richard, Deli Petro…
- Fahriye abla, Ayşe teyze, Numan amca…
- Nene Hatun, Baba Gündüz, Dayı Kemal…
- Sayın Bakan, Sayın Başkan, Sayın Profesör, Sayın Vali…
- Türkiye Büyük Millet Meclisi, Mamak Anadolu Lisesi, Yeşilay Derneği, Türk Dil Kurumu, Ege Üniversitesi, Kars Valiliği, Mamak İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü, Bakanlar Kurulu, Emek İnşaat, Millî Kütüphane, Türk Ocağı…
- Bu yıl Meclis yine çok çalıştı.
- Son yıllarda Bakanlık, destek faaliyetlerini daha da artırdı.
- Türk, Türkler, Yunan, İngiliz, Çeçen, Ruslar, Alman, Arap…
- Oğuz, Kazak, Tatar, Özbek, Tacik…
- Müslüman, Musevî, Hıristiyan…
- Müslümanlık, İslâm, Musevîlik, Hıristiyanlık…
- Şiilik, Budizm, Malikîlik, Hanefîlik…
- Hanefî, Şafiî, Alevî, Budist, Katolik…
- Allah, Tanrı, Cebrail, Zeus, Kibele…
- cennet, cehennem, uçmak, tamu, sırat köprüsü…
- Eski Yunan tanrıları…
- Türkçe, Farsça, Fransızca, Macarca, Fince, Tibetçe, Kırgızca, Özbekçe, Tatarca, Oğuzca…
- Sivas, Ankara, İstanbul, Mamak, Yenişehir, Şirinevler, Atatürk Bulvarı, İvedik Caddesi, Gönül Sokak, Mısır Pasajı, Kuyumcular Çarşısı, Güvenpark, Altınpark, Kuğulu Park…
- Topkapı Sarayı, Çankaya Köşkü, Ankara Kalesi, Galata Köprüsü, Atakule…
- Türkiye, Türkiye Cumhuriyeti, Amerika Birleşik Devletleri, Afganistan, İran, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti…
- Batı Almanya, Batı Trakya, Güney Yemen, Doğu Avrupa, Doğu Anadolu Bölgesi, İç Anadolu (Bölgesi), Ege, Marmara…
Yön Adlarının İmlası
» Yön bildiren kelimeler bir bölge veya ülke adından önce gelirse büyük, sonra gelirse küçük yazılır.
- Geçen yaz Kuzey Kıbrıs’a tatile gittik.
- Kıbrıs’ın kuzeyine tatile gittik.
- Doğu Anadolu’nun coğrafyası…
- Anadolu’nun doğusundaki dağlar.
- güneybatı, güneydoğu, kuzeybatı, kuzeydoğu.
- Bu akşam kuzeye değil, güneye doğru yürüdük.
- Rüzgâr, kuzeydoğudan esecek.
- Edebiyatımız, Tanzimat’la Doğu’dan Batı’ya yönelir.
- Biliyoruz ki, Batı, bize birçok konuda ikircikli davranıyor.
» Kıta isimleri:
- Avrasya, Asya, Avrupa, Afrika, Amerika, Antarktika, Arktika, Avustralya.
- Akdeniz, Karadeniz, Manş Denizi, Büyük Okyanus, Atlas Okyanusu
Van Gölü, Hazar Denizi, Beyşehir Gölü, Kızılırmak, Yeşilırmak, Sakarya, Seyhan, Fırat, Nil, İstanbul Boğazı, Panama Geçidi, Süveyş Kanalı …
- Elmadağ, Uludağ, Ağrı Dağı, Erciyes (dağı), Everest Tepesi, Çukurova, Konya Ovası…
“Çanakkale Boğazı, Gülek Geçidi, Haymana Ovası, Konya Ovası, Van Gölü, Ağrı Dağı” gibi her iki harfi de büyük yazılan özel isimlere dikkat edilirse, birinci kelimenin zaten il olarak mevcut olduğu; ikinci kelime eklenince oluşan ismin o ile ait ama yeni ve özel bir varlığı karşıladığı görülür. Yani iki kelime birden kastedilen varlığa aittir. Meselâ Çanakkale Boğazı sadece Çanakkale kelimesiyle ifade edilemez.
Hâlbuki Hürriyet gazetesi, Marmara denizi, Altay dağları, Nil nehri, Ankara şehri, Fırat nehri, Erciyes dağı gibi örneklerde birinci kelime büyük, ikinci kelime de küçük harfle başlamaktadır. Bunun sebebi bu kelimelere eklenen ikinci kelimelerle yeni bir özel isim oluşturulmuş olmamasıdır. Hürriyet zaten bir gazete adı; Nil zaten bir nehir adı; Ankara zaten bir şehir adı; Erciyes zaten bir dağ adıdır. Erciyes dağı, Erciyes kelimesi ile de ifade edilir.
» Gezegen ve yıldız adları büyük harfle başlar. Ancak dünya, güneş ve ay kelimeleri terim olarak (astronomi ve coğrafya terimi) kullanılıyorsa özel isim olduğu için büyük; diğer anlamlarında (gerçek, mecaz, yan, eş, deyim vb.) kullanılıyorsa cins ismi olduğu için küçük harfle başlar:
- Merih, Mars, Jüpiter, Venüs, Küçükayı, Halley…
- Ay’ın yakından çekilmiş fotoğrafları insanlığı pek şaşırtmıştı.
- Yazın Güneş ışınları Dünya’ya dik olarak gelir.
- Türkiye’nin birçok yerinde insanlar Güneş tutulmasını seyretti.
- Sabahtan beri dünya kadar yer dolaştık.
- Şair sevgilisinin yüzünü aya benzetir. (ayın kendisine değil, görünüşüne)
Kitaplıklar
- Sabah (gazetesi), Milliyet (gazetesi); Varlık (dergisi); Türk Dili (dergisi); Yaprak Dökümü; Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, Türk Ansiklopedisi; Halı Dokuyan Kızlar (tablosu), Düşünen Adam (heykeli), Medenî Kanun, Borçlar Hukuku…
- Düldül, Sarıkız, Fino, Tekir, Karabaş, Yumoş, Minnoş…
- Antep fıstığı, Brüksel lâhanası, Hindistan cevizi, İngiliz anahtarı, Maraş dondurması, Van kedisi…
- İmlâ Kuralları, Dil Bilgisinin Bölümleri, 19. Yüzyılda Türk Edebiyatının Seyri…
- Kamyon eve girdi, Büyük seçim yarın…
Kitaplıklar
- Başarmak ve Kazanmak, Türk Dili ve Edebiyatı, Karga ile Tilki, Ya Devlet Başa ya Kuzgun Leşe, Ben de Yazdım…
- Başarmak ve Kazanmak, Türk dili ve edebiyatı, karga ile tilki…
» Mektuplarda ve resmî yazılarda hitapların ilk kelimeleri büyük harfle başlar:
Kitaplıklar
- Aziz kardeşim, Canın anneciğim, Sevgili kardeşim Hakan…
- Bu yıl 2 Eylül’de döneceğiz.
- 15 Kasım 1999 Pazartesi günü konferans yapılacak.
- Bu yıl temmuz sıcaklarında kavrulduk.
- Bu sokakta salı günleri pazar kurulur.
- Giriş, Çıkış, Müdür, Müdüriyet, Vezne, Başkan, Doktor, Danışma …
- Otobüs Durağı, Şehirler Arası Telefon …
- 2. Kat, 5. Sınıf, 3. Blok, A Blok …
- Manas Bilgi Şöleni, Uluslar Arası Türk Dili Kurultayı…
- Cumhuriyet Bayramı, Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı, Ramazan Bayramı, Kurban Bayramı, Nevruz Bayramı, Miraç Kandili;
- Anneler Günü, Öğretmenler Günü, Dünya Tiyatro Günü, 14 Mart Tıp Bayramı, Hıdırellez vb.
- Cilâlı Taş Devri, İlk Çağ, Millî Mücadele, Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı…
- Türkleşmek, İslâmlaşmak, Türkolog, Darvinci, Sivaslı, Ankaralı, Türkçecilik, Avrupalı…
Panislâmizm, Panturanizm, Pantürkizm…
- acem, acemi, hicaz, nihavent, amper, jul, allahlık, donkişotluk…
- acembuselik, acemaşiran, bayatî, hicazkâr, türkü, varsağı…
Kısaltma; bir kelime, terim veya özel adın içerdiği harflerden biri veya birkaçı ile daha kısa olarak ifade edilmesi ve sembolleştirilmesidir. Yapılan kısaltmaların benimsenmesi, yaygınlaşması ve herkes tarafından anlaşılması gerekir.
- AA, AB, ABD, age., AGİK, AIDS, aids, AKM, Alb., Alm., anat., AOÇ, AP, APS, Apt., Ar., Ar. Gör., ark., Asb., ASELSAN, Asist., ASKİ, AŞTİ, AT, Atğm., ATO, AÜ, AÜ, AÜ, Av., B (batı), B. (bay), bağ., BAĞ-KUR, BBC, BCG, BDT, bk. (bakınız), BM, Bn. (bayan), BOTAŞ, Bşk., C. (cilt), DGM, dm, EKG, ed. (edebiyat), FIFA, Fr., g, GAP, gr, HABITAT, Hz., İETT, KBB, km, l, m, Mah., MKE, No. veya Nu., öl., sn (saniye), TIR, TL, yy., zool.
- TRT, TBMM, İTÜ, DSİ, TDK, TTK, MEB, AÜ DTCF, DAÜ, D, B, K, G, KB, GB, KD, GD (son sekizi yön adı)
- MEB’e, TBMM’nin, DTCD’ne değil DTCF’ye, İTÜ’nden değil İTÜ’den, TDK’nin
- ASELSAN, BOTAŞ, İLESAM, SEKA, TÖMER, TEDAŞ
- ASELSAN’da, BOTAŞ’a, İLESAM’ın, SEKA’nın, TÖMER’den, TEDAŞ’ta, NATO’dan
» Nokta kullanılan kısaltmalar da vardır. Bunlardan sonra getirilen ekler kesmeyle ayrılmaz:
- K.K.K., M.Ö., M.S., P.K., T.C.
- Prof., İst., Doç., Dr., Av., Alb., Gen.
- Alm. (Almanca), İng., Kocatepe Mah., Güniz Sok.
- İst.da, Alm.yı, İng.ye
- C. (cilt), s. (sayfa), bkz.(bakınız), vb. (ve benzeri), vs. (ve saire), is. (isim), sf. (sıfat), hz. (hazırlayan), çev. (çeviren), ed. (edebiyat), fiz. (fizik), kim. (kimya)
- vb.leri, vs.den, is.ler, sf.lar, hz.da, çev.e, ed.ı, fiz.le, kim.da
- C, Ca, Fe, m, mm, cm, km, g, kg, l, mg …
- m’ye, mm’de, cm’yi, km’ye, g’dan, kg’dan, l’de, mg’ı
- AGİK’in (agiğin değil agikin), TÜBİTAK’a (tübitağa değil tübitaka)
- ÇUKOBİRLİK’e (çukobirliğe)
Ek-fiil isimlerin yüklem olmasını sağlayan ektir.
a. Ek-fiil (imek fiili) eklendiği kelimeye bitişik de yazılabilir ondan ayrı da… Ama genellikle bitiştirilir. Ayrı yazıldığı zaman ünlü uyumlarına uyup uymadığına bakılmaz. Bitişik yazılan ek-fiil “büyük ve küçük ünlü uyumu” kurallarına uyar.
1. Sessiz harfle biten kelimeye bitiştiriliyorsa, başındaki “i” düşer:
- rahatsız idim ⇒ rahatsızdım,
- çocuk ise ⇒ çocuksa,
- Serkan imiş ⇒ Serkan’mış,
- koşar iken ⇒ koşarken
- Suçlanan ben imişim ⇒ benmişim
- Biz imişiz ⇒ bizmişiz
- Meğer sen ne çalışkan imişsin ⇒ çalışkanmışsın
- Çalışkan imişsiniz ⇒ çalışkanmışsınız
- Adam yirmi yıldır evine hasret imiş ⇒ hasretmiş
- Bir güzelin hayranı i-di-m ⇒ hayranıydım, hayranı idik ⇒ hayranıydık
- Zeki idi ⇒ zekiydi
- Ali imiş ⇒ Ali’ymiş,
- Hasta ise ⇒ hastaysa,
- Nöbetçi iken ⇒ nöbetçiyken,
- Merhametli imişler ⇒ merhametliymişler
- Merhametliler imiş ⇒ merhametlilermiş
- çalışmış i-di-k ⇒ çalışmış idik ⇒ çalışmıştık
- okuyor i-se ⇒ okuyor ise ⇒ okuyorsa
- okuyor i-miş-ler/okuyorlar imiş ⇒ okuyorlarmış
- “ile“, edat ve bağlaç olarak kullanılır.
- Yazılışları bakımından aralarında fark yoktur.
Bitişik yazılan “ile” kelimesi “büyük ve küçük ünlü uyumu” kurallarına uyar. Ayrı yazıldığında ünlü uyum kuralları aranmaz:
- arabası ile ⇒ arabasıyla,
- konu ile ⇒ konuyla,
- annem ile babam ⇒ annemle babam
- Bora ile ⇒ Bora’yla,
- sopa ile ⇒ sopayla,
- dava ile ⇒ davayla,
- arkadaşı ile ⇒ arkadaşıyla,
- dolayısı ile ⇒ dolayısıyla…
- Murat ile ⇒ Murat’la,
- cam ile ⇒ camla,
- deve ile ⇒ deveyle…
Hem isimlere hem de fiillere getirilen bir çekim ekidir.
“-mİ”, kendinden önceki kelimden her zaman ayrı (bir kelime gibi) yazılır:
- Gelecek miydin? (fiile)
- Sen misin? (isme)
- Geldi mi?, okuyor mu?, onlar mı?, özgün mü?…
- Sen burada mısın?
- Bizi duyuyor musunuz?
- İzmir mi yoksa İstanbul mu daha güzel?
- Ağlasam sesimi duyar mısınız mısralarımda?
- Salı mı?
- Sen mi?
- O mu?
- Ölü mü?
- Seni çağıran bu çocuk muydu?
- Yağmur yağdı mı dışarı çıkmak isterim.
- Güzel mi güzel bir evi var.
“de” bağlacı ve “-de” eki birbirinden kolayca ayırt edilebilir. Aşağıda, dikkat edilmesi gereken noktalar da verilmiştir.
a. “dE” Bağlacı
Her zaman kendinden önceki ve sonraki kelimelerden ayrı ve “de, da” şeklinde yazılır; bitiştirilmez, “te, ta” şeklinde yazılmaz.
“ya” ile birlikte kullanıldığında “da” ayrı yazılır: “ya da” İsimlerden sonra da kullanılabilir, fiillerden sonra da.
Kelimenin son hecesine kalınlık-incelik bakımından uyar. Ama ünsüz uyumuna bağlı değildir, yani -te, -ta şekilleri yoktur.
- Gölgende ban da bana da yer ver.
- Ateşten kızaran bir gül arar da
Gezer bağdan bağa çoban çeşmesi. - Bu soruyu Ali de mi bildi?
- Sorsan da söylemem.
- Çalış da çalış…
- Büyüyecek de bana bakacak.
- Çalışıp da kazanacaksın.
- Alacak ya da almayacak.
- İsim çekim eklerindendir.
- İsmin bulunma hâlini yapan hâl ekidir.
- Yer ve zaman bildirir.
- Sesli uyumlarına uyar.
- “dE” bağlacının yalnız “de”, “da” biçimleri varken; “-dE” hâl ekinin “-de”, “-da”, “-te”, “-ta” biçimleri vardır. Bunun sebebi ekin bitişik yazılıyor olmasıdır.
- Yapım eki olarak da kullanılabilir:
- Eski İstanbul’da ne güzel günler yaşanmış.
- Saat yedide mi gelecekmiş?
- Her şey yerli yerinde.
- Suyu bir yudumda içti.
- Siz ayakta kaldınız.
- Çamaşırları elde yıkıyormuş.
- Yılda yirmi gün izni var.
- Yüzde yetmiş başarı vardı.
- Ayda yılda bir uğrar oldu.
- Elde avuçta ne varsa bitti.
- Parmak kalınlığında yaprakları var.
- Peyami Safa’nın “Sözde Kızlar”ını okudun mu?
Aşağıda bu bağlacın ve iki ekin birbirinden ayırt edilmesi için dikkat edilmesi gereken noktalar da verilmiştir.
a. “ki” Bağlacı
- Sadece “ki” biçimi vardır.
- Kendinden önceki ve sonraki kelimelerden ayrı yazılır.
- Türkçe değil, Farsça bir bağlaçtır ve Türkçe cümle yapısına aykırı olarak kullanılır.
- “ki” ile başlayan bir ara cümle asıl cümlenin içinde kısa çizgiler arasında verilebilir:
- Bu ezanlar -ki şahadetleri dinin temeli-
- Yağmur yağmadı ki mantarlar ortaya çıksın.
- Atatürk diyor ki: …
- Bir şey biliyor ki konuşuyor.
- Ben ki hep sizin için çalıştım.
- Sınavı kazanabilir miyim ki…
- Baktım ki gitmiş.
- belki, çünkü (ünlü uyumuna girmiş), hâlbuki, mademki, meğerki, oysaki, sanki.
- Ek hâlindeki tek zamirdir.
- Eklendiği kelimeye -ki sadece isim tamlamasında tamlayana eklenir- bitişik yazılır ve bir ismin (tamlananın) yerini tutar.
- Büyük ve küçük ünlü kurallarına uymaz; sadece -ki şekli vardır:
- senin kalemin ⇒ seninki,
- Ali’nin eli ⇒ Ali’ninki,
- onun düşüncesi ⇒ onunki…
- İsimlere eklenerek yer ve zaman bildiren sıfatlar türeten ektir.
- Zaman bildiren kelimelerin sonuna doğrudan eklenirken, yer bildiren sıfatlar türetirken “-dE” hâl ekiyle birlikte kullanılır.
- Sadece -ki ve az da olsa -kü şekilleri vardır:
- bu yılki sınav, yarınki maç, dünkü film, bugünkü aklım …
- masadaki kitaplar, duvardaki saat, evdeki hesap …
İki ya da daha fazla sözcüğün, yeni anlamda bir sözcük oluşturması için birlikte kullanılmasına “birleşme” denir. Birleşme sırasında sözcüklerde anlam, tür ve ses değişiklikleri olabilir:
* Birleşme sırasında sözcüklerde ses aşınması ya da ses türemesi olabilir.
- pazar – ertesi ⇒ Pazartesi
- sütlü- aş ⇒ sütlaç
- his etmek ⇒ hissetmek
- af olmak ⇒ affolmak
- Hanımeli (belirtisiz ad tamlaması biçiminde)
- Atatürk (eksiz iki ad)
- Akciğer (sıfat tamlaması biçiminde)
- Mirasyedi (bir isim, bir çekimli fiil)
- Gökdelen (bir isim, bir fiilimsi)
- Birkaç (iki sıfat)
- Biçerdöver (iki çekimli fiil)
- Çıtçıt (ikileme)
- Bakakalmak (iki fiil)
- bal arısı (iki sözcük de anlamını taşıyor)
- suböreği (birinci sözcük anlamını yitirmiş)
- rüzgârgülü (ikinci sözcük anlamını yitirmiş)
- aslanağzı (iki sözcük de anlamını yitirmiş)
- Akbaba, suçiçeği, devetabanı …
- Güllaç (güllü aş), Kahvaltı (kahve altı), Niçin (ne için)
- mirasyedi, uyurgezer, sıkboğaz
- hal-olmak, zan-etmek, seyir-etmek, kayıp-olmak, fark-etmek, muhtaç-olmak
- -> hallolmak -> zannetmek -» seyretmek
- -> kaybolmak -» fark etmek -»muhtaç olmak
- anlayıvermek, görebilmek, uyuyakalmak, düşeyazmak
- vazgeçmek, başvurmak, hoşgörmek
9. İKİLEMELERİN YAZIMI
» İkilemeler genellikle ayrı yazılır. Araya hiçbir noktalama işareti de konmaz.
- adım adım, ağır ağır, akın akın, allak bullak, aval aval (bakmak), cır cır (ötmek), çeşit çeşit, derin derin, gide gide, güzel güzel, karış karış, kös kös (dinlemek), kucak kucak, şıp şıp (damlamak), şıpır şıpır, tak tak (vurmak), takım takım, tıkır tıkır, yavaş yavaş.
- bata çıka, çoluk çocuk, düşe kalka, eciş bücüş, eğri büğrü, enine boyuna, eski püskü, ev bark, konu komşu, pılı pırtı, salkım saçak, sere serpe, soy sop, süklüm püklüm, yana yakıla, yarım yamalak.
- at mat, çocuk mocuk, dolap molap, kapı mapı, kitap mitap.
- baş başa, diz dize, el ele, göz göze, iç içe, omuz omuza, yan yana; baştan başa, daldan dala, elden ele, günden güne, içten içe, yıldan yıla; başa baş, bire bir (ölçü), dişe diş, göze göz, teke tek; ardı ardına, boşu boşuna, günü gününe, peşi peşine, ucu ucuna.
- cırcır (böceği), cızbız, civciv, çıtçıt, dırdır, fırfır, fısfıs, hımhım, hoşbeş, şıpşıp (terlik), yüzgöz (olmak)…
- darmadağınık, darmaduman, karmakarışık.
Sayılar rakamla yazılabildikleri gibi harfle de yazılabilir.
» Küçük sayılar, yüz ile bin sayıları ve daha çok edebî karakter taşıyan metinlerde geçen sayılar harfle gösterilir.
- İki hafta sonra, haftanın beşinci günü, üç ayda bir, dört kardeş, üçüncü sınıf, yüz yıllık tarih, bin yıldan beri…
- Yaş otuz beş, yolun yarısı eder.
- Öğleden sonra saat 17.30’da, 1.500.000 lira, 25 kilometre, 150 kg, 15 metre kumaş, 60.000.000 insan…
- Saat dokuzda, dokuzu beş geçe, yediye çeyrek kala, sekizi on dakika üç saniye geçe, meselâ saat onda…
- XX. yüzyıl, III. Selim, XIV. Louis, V. Karl, I. Cilt…
- Saat 10.30’da, 1972’de, 2000’den, 12’nci…
- beşinci, yirmi ikinci…
- 16., 20., XXI., 16’ncı, 121’inci, 110’uncu…
- ikişer, yedişer, dokuzar, üçer üçer, onar onar, ellişer bin lira, yüz yirmi yedişer milyon…
- 22 605, 111 548 600,
- 22.605, 111.548.600
- 15,2 5,26
- Yüz yirmi beş milyon, on altı, yedi yüz iki,
- onbirmilyonyediyüzaltmışikibindokuzyüzkırkaltı
a. Tarihler zaman birimi olarak en kısadan en uzuna doğru sıralanır: gg.aa.yyyy:
- 30 Haziran 2016
- 30.06.2016
- 30/06/2016
- 11.12.2015 = 11/12/2015
- 2 Eylül 2000 = 02.09.2000
Pekiştirme sıfatları ve zarfları bitişik yazılır:
- dümdüz, sapsarı, mosmor, kapkara, apaçık, tertemiz, çepeçevre, sapasağlam, darmadağınık, yapayalnız, çırılçıplak, çepeçevre
Düzeltme işareti Türkçe olmayan kelimelerde kullanılan bir işarettir. Bu işaret hem uzatma hem de inceltme görevinde kullanılır. İnceltme görevi sadece “g, k, l” ünsüzleri için; uzatma görevi de “a, i ve u” ünsüzleri için söz konusudur.
a. İnceltme görevi
» Bazı yabancı kelimelerde -Türkçede kalın ünlülerle birlikte kullanılmayan- ince ünsüzler (g, k, l) vardır. Bu ünsüzlerin ince olduğunu, yani ince okunmaları gerektiğini kendilerinden hemen sonra gelen kalın ünlülerin (a, u) üzerine düzeltme işreti koyarak anlarız. Bu ünsüzlerin ince okunmasının gereği asıllarının öyle oluşu; amacı da yanlış anlam çıkarılmasını engellemektir:
- dergâh, gâvur, ordugâh, tezgâh, yadigâr, rüzgâr, yegâne
- bekâr, dükkân, hikâye, kâfir, kâğıt, kâr, kâtip, mekân
- mahkûm, mezkûr, sükûn, sükût,
- ahlâk, evlât, felâket, hâlâ, hilâl, ilâç, ilân, ilâve, iflâs, ihtilâl, istiklâl, kelâm, lâkin, lâle, lâzım, mahlâs, selâm, sülâle, telâş, villâ, vilâyet
- billûr, üslûp, velût
- plâj, plân, plâk, klâsik, lâhana, lâik (a kısa okunur) , lâmba, Lâtin, melânkoli, reklâm…
- lâklâk, lâpa lâpa, lâp lâp, lâkırdı, lâppadak…
- Hâlâ il hala
- Kâr ile kar
Türkçede uzun ünlü yoktur. Arapça ve farsçadan alınan ve uzun ünlü barındıran kelimelerde uzun ünlünün üstüne gerektiğinde düzeltme işareti konur.
Düzeltme işaretinin üç türlü uzatma görevi vardır:
Birincisi: Düzeltme işaretinin bu görevi uzun ünlüleri göstererek yine aynı harflerle yazılan kelimelerin birbirinden ayırt edilmelerini sağlamaktır. Eğer bu kelimelerde düzeltme işareti kullanılmazsa aynı harflerle yazılan başka kelimelerle karıştırılabilir ve yanlış anlamalara yol açılabilir ki bu kelimelerin anlamları çok farklıdır. Zaten bu kelimelerin hepsinin aynı harflerle, hem kısa hem de uzun ünlülerle yazılan şekilleri vardır:
- Âdet : gelenek, alışkanlık adet : sayı
- Yâr : sevgili yar : uçurum
- Âlem : dünya, evren alem : bayrak
- Şûra : danışma kurulu şura : şu yer
- Hâlâ : şimdi hala : babanın kız kardesi
Not: “katil” (öldürme) ve “katil” (öldüren) kelimeleri aynı şekilde yazıldıkları ve birbirine karıştırılma ihtimali olduğu hâlde, öldüren anlamındaki “katil” kelimesindeki uzun a, düzeltme işareti olmadan kullanılır. Bunun sebebi, düzeltme işareti kullanıldığında “k”nin ince (ke) telâffuz edilebileceği endişesidir. Aynı endişe gasıp, kaide, kail, kadir, kelimeleri için de geçerlidir. Bu kelimelerin hangi anlamda kullanıldığı, telâffuzdan ve cümlenin anlamından çıkarılabilir.
İkincisi: Arapça kelimeleri sıfat yapan ve yine Arapça bir ek olan nispet “i”sini belirtme hâl ekinden ve iyelik ekinden ayırt etmek için bu “i”nin üzerine konur. Bu harfin üzerinde kullanılmasının gereği aslının öyle oluşu; amacı da yanlış anlam çıkarılmasını engellemektir:
- Abbasî, adlî, anî, adî, ailevî, an’anevî, askerî, bedenî, dünyevî, cevabî, edebî, ebedî, fizikî, garbî, hakikî, ırkî, ilmî, irsî, kalbî, mahallî, nebatî, örfî, ruhî, sun’î, şarkî, tarihî, ulvî, ümmî, vasatî, yabanî, zihnî…
- çengi, çini, tiryaki, zenci, Kutsi, Necmi, Ruhi…
- altunî, bayatî, gümüşî, kurşunî…
- Türkü, varsağı, Hüsnü, Lütfü, kırmızı gibi kelimelerde nispet “i”si ünlü uyumlarına uymuştur.
- ciddîleşmek, resmîlik, millîlik, mahallîleşme…
- (Türk) askeri, askeri gördüm, askerî elbise
- (Türk) tarihi, tarihi bilirim, tarihî eserler
- (onun) zihni zihni geliştirir zihnî meseleler
- bîçare, bîvefa, bîtaraf;
- bihakkın, bizatihi, bilumum…
Bazı kelimelerin söylenişinde “ğ”nin “v”ye dönüştüğü görülür. Bunları iki şekilde yazılması ve okunması doğrudur.
- döğmek ⇒ dövmek;
- göğermek ⇒ gövermek;
- oğmak ⇒ ovmak;
- öğmek ⇒ övmek;
- söğmek ⇒ sövmek,
- öğün ⇒ övün…
15. YABANCI KELİMELERDE BÜYÜK “İ”NİN YAZIMI
Lâtin harflerini kullanan yabancı milletlerin yazı sistemlerinde büyük “i harfi noktasız yazılır. Ibsen, Indiana…
Türkçe metinlerde de bu isimler bu şekilde yazılır. Ancak bu isimler sözlüklerde “i” sırasında yer alır.
16. SES DEĞİŞİKLİĞİ GÖRÜLEN BAZI KELİMELERİN YAZIMI
» Ünlü daralması görülen Türkçe kelimeler:
- söyle-yor ⇒ söylüyor,
- anla-yor ⇒ anlıyor,
- yaşa-yor ⇒ yaşıyor,
- de-yor ⇒ diyor
- de-e ⇒ diye
- de-en ⇒ diyen,
- de-e-lim ⇒ diyelim,
- ye-en ⇒ yiyen,
- ye-ince ⇒ yiyince,
- ye-ecek ⇒ yiyecek,
- kork-ma-yor ⇒ korkmuyor,
- gel-me-yor ⇒ gelmiyor…
- atlayarak (>atlıyarak),
- başlayan (>başlıyan),
- yaşayacak (>yaşıyacak),
- atlamayalım (>atlamıyalım),
- gelmeyen (>gelmiyen),
- gizleyeli (>gizliyeli)…
- ağız ⇒ ağzı,
- burun⇒ burnu,
- koyun (bağır, döş)⇒ koynuna,
- alın⇒ alnı,
- oğul⇒ oğlu,
- gönül⇒ gönlüm,
- beniz,⇒ benzi,
- ömür⇒ ömrüm,
- cürüm⇒ cürmü,
- hüküm⇒ hükmü,
- fikir⇒ fikri…
- ileri-le-mek⇒ ilerlemek,
- koku-la-mak⇒ koklamak,
- kavuş-ak⇒ kavşak,
- uyu⇒ uyku,
- devir⇒ devril-…
- nerede⇒ nerde,
- burada⇒ burda,
- şurada⇒ şurda…
- kayıp⇒ kaybolmak,
- emir⇒ emretmek,
- keşif⇒ keşfetmek,
- sabır⇒ sabretmek…
- oyunu, koyunu vb. hece düşmesi olmayan kelimelerdir.
- Gönül’e, Ömür’ü…
- aff ⇒ af ⇒ affetmek, affı
- hiss ⇒ his ⇒ hissetmek, hissi
- zann ⇒ zan ⇒ zannetmek, zannı
- redd ⇒ ret ⇒ reddetmek, reddi
- şıkk ⇒ şık ⇒ şıkkı,
- zemm ⇒ zem ⇒ zemmetmek,
- hall ⇒ hal ⇒ halli, halletmek…
- fiat⇒ fiyat,
- faide⇒ fayda,
- zaif⇒ zayıf,
- repertuar⇒ repertuvar,
- lâboratuar⇒ lâboratuvar
- konservatuar⇒ konservatuvar,
- tual⇒ tuval,
- tualet⇒ tuvalet…
- Duayen, fail, faiz, fuar, fuaye, kuaför, lâik, puan, suare…
Türkçede ikiz ünsüz bulunmaz. Bu yüzden Arapçadan dilimize geçmiş olan ve sonunda ikiz ünsüz bulunduran kelimeler yalın durumunda kullanıldığında ünsüzlerden biri düşer.
- hakk⇒ hak,
- redd⇒ ret,
- hiss⇒ his,
- zann⇒ zan,
- zemm⇒ zem,
- hall⇒ hal,
- şıkk⇒ şık,
- afv⇒ af…
- çift, rast, serbest…
- Hastahane, pastahane, postahane, muayenehane, yazıhane, sarphane, dökümhane, yatakhane, yemekhane, dershane, eczahane…
» n ⇒ m değişimi görülen kelimeler:
Türkçe veya yabancı kelimelerde b’den önce gelen n sesi m’ye dönüşebilmektedir.
- saklanbaç⇒ saklambaç,
- dolanbaç⇒ dolambaç,
- anbar⇒ ambar,
- canbaz⇒ cambaz,
- anber⇒ amber,
- çeharşenbe⇒ çarşamba,
- pencşenbe⇒ perşembe,
- çenber⇒ çember,
- sünbül⇒ sümbül,
- penbe⇒ pembe,
- tenbel⇒ tembel,
- menba⇒ memba…
» i ⇒ ı dönüşümü görülen bazı Arapça kelimeler:
Bunlarda “k” sesi daima kalın okunur.
- inkılâp, inkıyat…
* “s”den sonra gelen “b”, “p”ye dönüşür.
- nispet, ispat, kispet, müspet, naspetmek, tespit, tespih…
- Makbul, ikbal, tatbik, teşbih…
- eçhel, içtihat, içtimaî, meçhul…
- mescit, tescil, teşci…
* Farsça “-dar” soneki bulunduran kelimelerde d, t’ye dönüşür.
- emektar, minnettar, silâhtar, taraftar…
- metfun, methal, methiye, tetkik…
- takdim, takdir (taktir farklı anlamdadır), takdis, tasdik, tekdir…
- Seyfettin, Necmettin, Hayrettin…
- Abdullah, Abdurrahman…
- Abdülkadir, Abdülkerim, Abdülaziz, Abdülhamit, Abdüsselâm…
Ek-fiilin çekimleri olan “iken, ile, ise” kelimeleri kendinden önceki kelimeden ayrı yazılır. Ama bunların bitişik yazılış şekilleri de vardır: -ken, -le, -se. Bitişik yazılırken araya kaynaştırma harfi de girebilir.
Ama bu eklerden sadece “-ken”, hiçbir zaman ünlü uyumlarına uymaz; her kelimeden sonra “iken” ya da “-ken” olarak yazılır.
- Alır iken ⇒ alırken,
- okulda iken⇒ okuldayken,
- gelenler ile⇒ gelenlerle,
- Ali ile⇒ Ali’yle,
- çanta ile⇒ çantayla
- olacak ise⇒ olacaksa,
- okumalı ise⇒ okumalıysa…
» -yor (şimdiki zaman eki): Sadece -yor şeklinde yazılır, ünlü uyumlarına aykırıdır.
- geliyor, biliyor, istiyor, gizliyor…
- alırken, koşarken, bakarken…
- sabahleyin, akşamleyin
- yeşilimtırak, mavimtırak, ekşimtırak…
- onunki, yukarıdaki, akşamki…
- meslektaş, ülküdaş…
- halamgil, dayımgil, baklagiller…
» Bazı Arapça kelimeler gırtlak ünsüzü taşıdıkları, Türkçede de bu özelliği anlaşılacak şekilde telâffuz edildiği için kesme işareti barındırırlar:
- “an’ane, an’anevî, bid’at, cür’et, cür’etkâr, cüz’î, iz’an, kat’î, kat’iyen, kat’iyet, kıt’a, kur’a, Kur’an, mel’un, mes’ul, mes’uliyet, mes’ut, meş’ale, sun’î, sür’at, şer’î, vak’a.”
- defa, defetmek, heyet, menetmek, mesele, neşe, neşet, sanat…
- cem ⇒ cem’i,
- cüz ⇒ cüz’ü,
- kat ⇒ kat’ı,
- men ⇒ men’i,
- nev ⇒ nev’i,
- tab ⇒ tab’ı…
- bayi⇒ bayii, cami⇒ camii veya camisi,
- mâni⇒ mânii veya mânisi,
- memba⇒ membaı,
- mısra⇒ mısraı,
- sanayi⇒ sanayii…
- bayiye, bayie; camiye; camie; membaya, membaa; mevzuya, mevzua, mısraya, mısraa…
- bayiyi, bayii; camiyi; camii; membayı, membaı; mevzuyu, mevzuu, mısrayı, mısraı…
- dava, mamur, mana, memur, resen, tamim, tecil, tediye, tehir, telif, tesir…
» Satır sonunda, yer kalmadığı için yarım kalan kelimelerin bölünmüş olduğunu, yani devamının altta olduğunu göstermek için satır sonunda kısa çizgi kullanılır:
- … O zaman gördü ki, küçük çocuk, memleketlisi, minimini yavru ağlıyor. Ses-
sizce, titreye titreye ağlıyor.
- ………………………………………… ba-
şöğretmen Atatürk ……………… il-
kokuldayken …………..Karaosma-
noğlu’nun……………………
- ……………………………………………..a-
rabayla ………………………………….u-
çurtmamızın …………………….cami-
i ……………………………………….niha-
î………………………………..
- ……………………………………………ara-
bayla ……………………………….uçurt-
mamızın ……………………………….ca-
mii …………………………………………ni-
haî………………………………
- ……………………….. Geçen yıl Ankara’
daki akrabalarımıza …………….1996′
da …………………………..
- ………………………………………………meş’-
aleyi değil ……….meş’a-
leyi olacak ………… kur’-
dan değil …………..kur’a-
dan. olacak
- ………………………………… önünde kitap
da yoktu ………………………….. gördüm
ki söylüyorum ………………… geçen yıl
mı kazanmış?
21. Alıntı Kelimelerin Yazımının Dilimize Uyarlanması-Uyarlanmaması
1- Dilimize mal olmuş yabancı kelimeler Türkçede söylendiği gibi yazılır.
- kulüp, kent, kamu, duvar, merdiven, çamaşır, pencere, kitap, iskele, banka, sigorta, sandalye…
- beysbol, blender, funya, çikolata, entelektüel, firkateyn, fosseptik, kampus, master, mönü…
- emr>emir, keşf>keşif, azl>azil, nakl>nakil, hükm>hüküm, bahs>bahis, fikr>fikir, nutk>nutuk, sabr>sabır, şahs>şahıs, şehr>şehir, ilm>ilim, zehr>zehir.
- emir>emretmek, keşif>keşfi, azil>azli, nakil>nakledilmek, hüküm>hükmü, bahis>bahsimiz, fikir>fikrin, nutuk>nutku, sabır>sabretmek, şahıs>şahsı, şehir>şehrim, ilim>ilminiz, zehir>zehri, zikir>zikreylemek
- alafranga, apartman, biyografi, elektrik, gangster, orkestra, telgraf…
- gram, gramer, grup, kral, kredi, kritik, plân, pratik, problem, program, proje, prova, psikoloji, slogan, spor, stil, stüdyo, trafik, tren…
film, aks, form, lüks, modern, natürmort, risk, slayt, teyp…
- iskarpin, iskele, istasyon, iskelet, istatistik, kulüp…
- alelhusus, alelâcele, bîçare, bilâistisna, bilvesile, bîvefa, ilelebet, lâdinî, lâkayt, naçar, namağlûp, namevsut, namüsait, namütenahi,
- Panislâmizm, Panturanizm, Pantürkizm,
- reorganizasyon, sürrealizm, realizm, romantizm…
- otobiyografi, telekart, telekonferans, bankamatik…
- lig, org, morg, biyografi, dogma, magma, monografi, paragraf, program, arkeolog, demagog, diyalog, jeolog, katalog, monolog, psikolog, Türkolog, ürolog…
8- Ödünçlemeler (dilimize mal olmamış kelimeler) özgün imlâları ile yazılır:
- by-pass, center, centrum, check-up, fuel-oil, pipeline, pizza, spaghetti…
- andante (müzik), cuprum (kimya), deseptyl (eczacılık), quercus, terminus technicus (teknik terim).
- Veni, vidi, vici (Geldim, gördüm, yendim.);
- conditio sine qua non (Olmazsa olmaz.);
- eppur si muove (Dünya her şeye rağmen dönüyor.);
- to be or not to be (olmak veya olmamak);
- l’art pour l’art (Sanat sanat içindir.);
- l’Etat c’est moi (Devlet benim.);
- traduttore traditore (Çevirmen haindir.);
- persona non grata (istenmeyen kişi).
- Mesele falan değildi öyle,
To be or not to be kendisi için;
Bir akşam uyudu;
Uyanmayıverdi. (Orhan Veli Kanık)
a. Arapça ve Farsça özel adların yazımı
1- Türkler tarafından kullanılan kişi adları Türkçedeki söylenişine göre yazılır:
- Ahmet, Bedrettin, Fuat, Mehmet, Necmettin, Ömer, Rıza, Saadettin
- Ahmed, Bedreddin, Fuad, Muhammed, Necmeddin, Saadeddin …
- Cezayir, Fas, Filistin, Mısır, Suudi Arabistan, Bağdat, Cidde, Halep, İsfahan, İskenderiye, Medine, Mekke, Şam, Şiraz
Yabancı özel adlardan türemiş akım adlarıyla dilimizde eskiden beri Türkçe biçimiyle kullanılan kişi ve yer adları Türkçe söyleyişe göre yazılır. Bunların dışındaki yabancı özel adlar özgün imlâlarıyla yazılır. Bu kelimelerdeki özel karakterler ve işaretler de mümkün olduğunca (baskı sırasında bulunabiliyorsa) korunur:
- Napolyon, Şarlken, Atina, Brüksel, Cenevre, Londra, Marsilya, Münih, Paris, Roma, Selânik, Venedik, Viyana, Hollânda…
- Alain, Beethoven, Byron, Shakespeare, Nice, New York, Rio de Janerio, Molière…
- Marksist, Dekartçılık, Kartezyenizm…
- realist, realizm, romantizm, dadaizm, fütürizm vb.
Yunanca isimler, Yunan harflerinin Lâtin alfabesindeki karşılıkları kullanılarak yazılır:
- Homeros, Herodotos, Sokrates, Aristoteles, Platon, Papandreu…
- Herodot, Sokrat, Aristo, Eflâtun, Pisagor, Öklid
Rusça isimler, Rus harflerinin Lâtin alfabesindeki karşılıkları kullanılarak yazılır:
- Çaykovski, Gogol, Puşkin, Tolstoy, Petersburg
Rusçadan alınan bazı kelimelerin yazımı:
- Enisei⇒Yenisey
- Dostoevskiy⇒Dostoyevski
- Çexov⇒Çehov
Çince ve Japonca adlar, Türkçede yerleşmiş biçimlerine göre yazılır. Kişi isimlerinde tire kullanılır:
- Pekin, Şanghay, Tokyo, Hiroşima, Osaka, Sun Yat-sen, Lin Yu-tang…
Türk devlet ve topluluklarına ait isimler, ünlüler bakımından Türkiye Türkçesine, ünsüzler bakımından ilgili Türk toplumundaki kullanıma göre yazılır:
- Azerbaycan, Özbekistan, Taşkent, Semerkant, Bakû…
- İslâm Kerimov, Nebi Hazri, Saparmurad Niyazov, Gasım Gasımzade…
- Cengiz Aytmatov…
- Baxtiyar ⇒ Bahtiyar,
- Baykoñur ⇒ Baykonur…
Soru İşareti ( ? ) ve Kullanıldığı Yerler
» Soru anlamı taşıyan cümle ve kelimelerden sonra kullanılır:- Hangi elbiseyi beğendiniz?
- Benimle alış verişe kim gelecek?
- Soruları cevapladınız mı?
- Nasıl bir kitap aramıştınız?
- Evimizi, eşyalarımızı nasıl buldunuz?
- Nerede ?
- Kim?
- Nasıl?
- Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer?
- Haksız mıyım? Liderler içinde Atatürk gibisi var mı?
- Yoksa bu sözümde yalan var mı?
- Kaça aldım, şimdi hatırlamıyorum. (soru kelimesi nesneye dahil)
- Yapar mı yapmaz mı bilmem. (soru kelimesi nesneye dahil)
- Bu olayı bize ne zaman anlatmıştı, hatırlamıyorum. (soru kelimesi nesneye dahil)
- Yaşınız?
- Sen alacaktın?
- Gördün?
- Ankara’dan Çanakkale’ye 5 (?) saatte gitmiş.
- 1496 (?) yılında doğan Fuzuli…
- Yunus Emre (1240? -1320),
- (Doğum yeri: ?),
- ( ? -1120)
- Akşam oldu mu sürüler döner.
- Hava karardı mı eve gideriz.
- Bahar gelip de nehir çağıl çağıl kabarmaya başlamaz mı içimi geri kalmış bir saat huzursuzluğu kaplardı. (Haldun Taner)
- Çok yakından mı bu sesler, çok uzaklardan mı?
- Üsküdar’dan mı, Hisar’dan mı, Kavaklar’dan mı? (Yahya Kemal Beyatlı)
- Akşam oldu mu sıla özlemi depreşir gurbetçilerde.
- Hele bir de karların eriyip sularının akması yok mu…
Kesme (‘) İşareti ve Kullanıldığı Yerler
1. Aşağıda sıralanan özel adlara getirilen iyelik, durum (hâl) ve Haber (bildirme) ekleri kesme işaretiyle ayrılır:a) Kişi adları, soyadları ve takma adlar:
- Atatürk’üm, Ali’m,
- Dadaloğlu’nun, Mustafa Kemal’in, Yusuf Ziya’nın
- Gül Baba’ya, Fatih Sultan Mehmet’e, Yurdakul’dan, Ziya Gökalp’ten,
- Kâzım Karabekir’i, Yunus Emre’yi, Mevlana’yı,
- Refik Halit Karay’mış, Namık Kemal’se,
- Cahit Sıtkı Tarancı’dır, Nazım Hikmet’tir, Atatürk’tür…
Uyarı: Özel adlar için yay ayraç içinde bir açıklama yapıldığında kesme işareti yay ayraçtan öce konur:
- Yunus Emre’nin (1240?-1320),
- Yakup Kadri’nin (Karaosmanoğlu) vb.
- İmek fiili (ek fiil)nin geniş zamanı şahıs ekleriyle çekilir.
Örnek: Bu zafer onun sayesinde kazanıldı.
b. Millet, boy, oymak adları: Türk’üm, Alman’sınız, İngiliz’den, Rus’muş, Oğuz’un, Kazak’a, Kırgız’ım, Özbek’e, İzmirli’nin, Ankaralı’ya.
c. Devlet adları: Türkiye Cumhuriyeti’ni, Osmanlı Devleti’ndeki, Amerika Birleşik Devletleri’ne, Azerbaycan Cumhuriyeti’nden.
ç. Din ve mitoloji ile ilgili özel adlar: Allah’ın, Tanrı’ya, Cebrail’den, Zeus’u.
d. Kıta, deniz, nehir, göl, dağ, boğaz, geçit, yayla; ülke, bölge, il, ilçe, köy, semt, bulvar, cadde, sokak vb. coğrafyayla ilgili yer adları:
- Asya’nın, Avrupa’da,
- Marmara Denizi’nden, Akdeniz’i,
- Meriç Nehri’ne,
- Van Gölü’ne,
- Ağrı Dağı’nın,
- Çanakkale Boğazı’nın,
- Zigana Geçidi’nden,
- Uzunyayla’ya,
- Türkiye’dir, Almanya’dan,
- İç Anadolu’da, Doğu Anadolu’ya,
- Ankara’ymış, Sungurlu’ya,
- Ziya Gökalp Bulvarı’ndan,
- Yıldız Mahallesi’ne,
- Taksim Meydanı’ndan,
- Reşat Nuri Sokağı’na.
Uyarı: Sonunda 3. tekil kişi iyelik eki olan özel isme, bu ek dışında başka bir iyelik eki getirildiğinde kesme işareti konmaz:
- Boğaz Köprüsü’nün güzelliği ⇒ Boğaz Köprümüzün güzelliği,
- Ankara Ovası’nın bitki örtüsü ⇒ Ankara Ovamızın bitki örtüsü,
- Kuaşada’sı Limanı ⇒ Kuşadamızdaki liman vb.
f. Saray, köşk, han, kale, köprü, anıt vb. adları:
- Dolmabahçe Sarayı’nın,
- Çankaya Köşkü’ne,
- Sait Halim Paşa Yalısı’ndan,
- Ankara Kalesi’nden,
- Horozlu Han’ın,
- Galata Köprüsü’nün,
- Bilge Kağan Abidesi’nde,
- Çanakkale Şehitleri Anıtı’na vb.
Kitaplıklar
- Nutuk’ta, Safahat’tan, Kiralık Konak’ta, Sinekli Bakkal’ı,
- Hürriyet’te, Resmî Gazete’de,
- Onuncu Yıl Marşı’nı, Yunus Emre Oratoryosu’nu,
- Atatürk Uluslararası Barış Ödülü’nü.
- Millî Eğitim Temel Kanunu’na,
- Medeni Kanun’un,
- Atatürk Uluslararası Barış Ödülü Tüzüğü’nde,
- Telif Hakkı Yayın ve Satış Yönetmeliği’nin vb.
- Bu Kanun’un 17. maddesinin c bendi…
- Yukarıda adı geçen Yönetmelik’in 2’nci maddesine göre… vb.
Uyarı: Kurum, kuruluş, kurul, birleşim, oturum ve iş yeri adlarına gelen ekler kesmeyle ayrılmaz:
- Türkiye Büyük Millet Meclisine,
- Türk Dil Kurumundan,
- Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığına,
- Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dekanlığına,
- Hacettepe Üniversitesi Rektörlüğüne,
- Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Başkanlığının;
- Bakanlar Kurulunun,
- Danışma Kurulundan,
- Yürütme Kuruluna;
- Mavi Köşe Bakkaliyesinden,
- Türkiye Büyük Millet Meclisinin 112’nci Birleşiminin 2’nci Oturumunda,
- Yıldırım Bakkaliyesinden vb.
- Türklük, Türkleşmek, Türkçü, Türkçülük, Türkçe;
- Müslümanlık, Hristiyanlık,
- Avrupalı, Avrupalılaşmak,
- Aydınlı, Konyalı, Bursalı,
- Ahmetler, Mehmetler, Yakup Kadriler, Mevlanalar,
- Türklerin, Türklüğün, Atatürkçülüğün, Türkleşmekte, Türkçenin,
- Müslümanlıkta, Hollandalıdan, Hristiyanlıktan…
- Nihat Bey’e, Ayşe Hanım’dan, Mahmut Efendi’ye, Enver Paşa’ya vb.
- Cumhurbaşkanınca,
- Başbakanca,
- Türk Dil Kurumu Başkanına göre vb.
- TBMM’nin, TDK’nin, BM’de, ABD’de, TV’ye.
- vb.leri,
- Alm.dan,
- İng.yi;
- cm³e (santimetre küpe),
- m²ye (metre kareye),
- 6³ten (altı üssü üçten)…
- 1985’te, 8’inci madde, 2’nci kat; 7,65’lik, 9,65’lik.
- 1919 senesi Mayısının 19’uncu günü Samsun’a çıktım.
- Bir ok attım karlı dağın ardına
Düştü n’ola sevdiğimin yurduna
İl yanmazken ben yanarım derdine
Engel aramızı açtı n’eyleyim (Karacaoğlan)
- a’dan z’ye kadar,
- b’nin m’ye dönüşmesi,
- Türkçede -lık’la yapılmış sözler.
- Eski Çağın,
- Yükselme Döneminin,
- Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatına…
Tırnak İşareti ( ” ” ) ve Kullanıldığı Yerler
» Başka birinin yazısından veya sözünden, hiç değiştirilmeden yapılan aktarmalar tırnak içinde gösterilir. Alıntı cümle(ler), büyük harfle başlar, noktayla biter. Alıntı cümleye ait olan noktalama işaretleri tırnağın içinde kalır. Asıl cümle de daha bitmediği için küçük harfle devam eder:Örnek-1:
Yaşlı kadın, “Yetişin!” diye bağırdı.
Şinasi, Halil Bey’e biraz rahatlık vermiş gibiydi. “Yatsam, acaba uyuyabilir miyim?” diye düşündü, yatıp da uyuyamamaktan korktu; ama korktuğu başına gelmedi. Sabaha kadar yattı, hem de uyudu. (Memduh Şevket Esendal, Saide)
Örnek-2:Genç, esmer kız, yeni neslin son Türk kadınlarının o asla tatmin edilemeyecek olan ebedî kederiyle bulutlanan siyah gözlerini kitabından ayırmayarak, “Okuyorum büyükanneciğim.” dedi. (Ömer Seyfettin; Bahar ve Kelebekler)
- Aşağıdaki cümlelerin hangisi “İlkbahar en güzel mevsimdir.” cümlesiyle yüklemin türü bakımından benzerlik gösterir?
» Cümle içinde özellikle belirtilmek istenen kelimeler ve sözler tırnak içine alınır. Bazen tırnak işareti kullanmak yerine bu kelimeler koyu harflerle, altı çizilerek veya italik (eğik) harflerle de yazılabilir. Bunlar cümle değillerse küçük harfle başlarlar:“Küçük salonun fes renginde, kalın, ağır perdeli penceresinden dışarı, muhteşem, parlak bir suluboya levhası gibi görünüyordu. Saf mavi bir sema… Çiçekli ağaçlar… Uyur gibi sessiz duran deniz… Karşı sahilde mor, fark olunmaz sisler altında dağlar, korular, beyaz yalılar…”
“Birden, üç dişi kalan buruşuk ağzını açtı. Esnedi. Bir mumya uzvu kadar sararmış, katılaşmış elini başına götürdü. Kahve rengindeki yemenisinin altında daha beyaz görünen saçlarına dokundu. Bir an düşündü.” (Ömer Seyfettin; Bahar ve Kelebekler)
- Birçoğu “edebiyat” kavramını yeni öğreniyordu.
- Uzaklık ifade etmek için “ta” kullanılır.
- Birçoğu edebiyat kavramını yeni öğreniyordu.
- Uzaklık ifade etmek için ta kullanılır.
- Turkedebiyati.org, Türk Dili ve Edebiyatı derslerinde yararlandığımız genel ağlardan biridir.
- Orhan Veli’nin İstanbul’u Dinliyorum adlı şiiri, İstanbul üzerine yazılmış en güzel şiirlerden biridir.
Kitaplıklar
- Ahmet Hamdi Tanpınar‘ın deneme türündeki tek eseri,”Beş Şehir“dir.
- Faruk Nafiz Çamlıbel, “Han Duvarları”nda, Anadolu coğrafyasını ve insanını en güzel şekilde anlatmıştır.
- Türkçe kitabınızdaki “İmlâ Kuralları” konusuna bir göz atın.
Tek Tırnak İşareti (‘ ‘) ve Kullanıldığı Yerler
» Doğrudan yapılan ve çift tırnak işareti ( ” ” ) içinde gösterilen sözlerin içinde başka bir alıntı söz daha varsa bu da tek tırnak işareti ( ‘ ‘ ) içinde verilir:- Edebiyat öğretmeni “Şiirler içinde ‘Han Duvarları’ gibisi var mı?” dedi ve Faruk Nafiz’in bu güzel şiirini okumaya başladı.
- “Atatürk henüz ‘Gazi Mustafa Kemal Paşa’ idi. Benden ona dair bir kitap için ön söz istemişlerdi.” (Falih Rıfkı Atay)
- Hasan: “Yolda Yücel’i gördüm, ‘Yarın sizin sınıfla maç yapalım.’ dedi”
- Annesi kıza, “Kardeşini parka götür. Baban niçin geciktiğinizi sorarsa ‘Annem göndermedi’ dersin.” diye seslendi.
- Göktürk Anıtları’nda geçen bodun ‘millet, kavim’ ; sab ‘söz’ ; tüketi ‘tamamen’ gibi kelimeler artık kullanılmamaktadır.
Parantez (Yay Ayraç) İşareti ( ) ve Kullanıldığı Yerler
» Cümlenin yapısıyla doğrudan doğruya ilgisi olmayan, yazının ve sözün aslında olmayıp, sonradan eklenmiş olan açıklayıcı kelimeleri ve söz gruplarını göstermek için kullanılır:- O tarihte (1980) henüz sen yoktun.
- Türk edebiyatının üç kolu da (halk edebiyatı, divan edebiyatı, yeni Türk edebiyatı) büyük farklılıklar gösterir.
- Sanatçının bu eseri hatıra (Anı demek daha doğru olur.) türünün en iyi örneklerindendir.
- Türkçede bazı ekler (-yor, -ken, -leyin, -mtırak, -ki) büyük ünlü uyumu kuralına aykırıdır.
- Hakkında açıklama yapılan söze ait ek, ayraç kapatıldıklarn sonra yazılır:
- Yunus Emre (1240?-1320)’nin
- Babasından, yani okumasında büyük emeği geçen insandan daha ne isteyebilirdi ki?
- İhtiyar __ (Yerinden doğrulur.) Şimdi ne olacak?
- Kaymakam__(hiddetle) Ne olacak baba…Oğlunun katili ecnebi tebaasıymış…
- Asıl konuşan Hasan’dı, altı aydan beri susan Hasan… Durmadan, dinlenmeden, nefes almadan, yanakları sevincinden pembe pembe, dudakları titreyerek taze, gevrek, billûr sesiyle biteviye konuşuyordu. Aklına ne gelirse söylüyordu. Eskici hem çalışıyor, hem de, ara sıra “Ha! Ya? Öyle mi?” gibi dinlediğini bildiren sözlerle onu söyletiyordu; artık erişemeyeceği yurdunun bir deresini, bir rüzgârını, bir türküsünü dinliyormuş gibi hem zevkli, hem yaslı dinliyordu; geçmiş günleri, kaybettiği yerleri düşünerek benliği sarsıla sarsıla dinliyordu.
» Herhangi bir metinden alınan cümlenin öncesi ve sonrası olduğunu, aralarda da alınmayan kısımlar olduğunu belirtmek için üç noktayla birlikte kullanılabilir:
- “(…) Annelerinin esvaplarını kızlar giyer, büyükannelerinin mücevherlerini torunlar takardı. Sırmalı çedik pabuçlar, kırmızı feraceler… Ah hele kırmızı feraceler… Baharın yeşil çimenleri üzerinde, seyir yerlerinde kadınlar tıpkı birer gelincik çiçeği gibi parlarlardı. (…)” (Bahar ve Kelebekler; Ömer Seyfettin)
- Ankara’dan Konya’ya 1,5 (?) saatte gitmiş.
1496 (?) yılında doğan Fuzuli…
- İsteseymiş bu kitabı bir günde bitirirmiş (!) ama ne yazık ki vakti yokmuş.
- Adam, akıllı (!) olduğunu söylüyor.
- Enflasyonun nasıl düşeceğini bilmeyen ekonomi bilginlerimiz (!) var.
- Gençliğinde 100 metreyi 10 saniyede koşarmış (!).
- Rousseau (Ruso) Fransız edebiyatında romantizmin önemli temsilcilerinden biridir.
- İngiltere’de Lord Byron (Lord Bayron), Shelley (Şelli) ve Shakespeare (Şekspir) romantizmin kaynağı sayılırlar.
Ünlem İşareti ( ! ) ve Kullanıldığı Yerler
» İçinde ünlem ifadesi (haykırış, sevinç, kıvanç, üzüntü, acı, korku, hayret, ürperti, heyecan, nefret vb ani coşkunluklar) bulunan ve seslenme, hitap ve uyarı bildiren cümlelerden ve kelimelerden sonra gelir.Örnekler:
- Komşular!
- Babacığım!
- Hemşehrilerim!
- Tanrım!
- Yazık sana!
- Aşkolsun!
- Hey baksana!
- Ey Türk gençliği!
- Hey! Biraz bakar mısın?
- Hişt! Buraya gel!
- Şşt! Sus bakayım!
- Ee, yeter artık!
- Aa! Bu da ne?
- Ah, ne yaptım!
- Eh! Fena değil.
- Ay, elim!
- Gitme ha!
- Hah, şimdi oldu!
- Hay Allah!
- Vah zavallı!
- Vay sersem!
- Aman dikkat! İmdat!
- Boğuluyorum!
- Simitçi!
- Çok ilginç!
- Ne kadar güzel!
- Çabuk eve git!
- Ne olur yardım et!
- Çık dışarı!
- Güm!
- Miyav!
- Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!
Ak tolgalı beylerbeyi haykırdı: İlerle! - Ne mutlu Türküm diyene!
- Dur, yolcu! Bilmeden gelip bastığın
Bu toprak bir devrin battığı yerdir. - Kar, yılın ilk karı… Belliydi yağacağı. Kaç gündür neydi o soğuklar öyle!
- Bir hilâl uğruna ya Rab, ne güneşler batıyor!
- Ey, bu topraklar için toprağa duşmuş, asker!
- Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder.
Zamanla nasıl değişiyor insan!
Gökyüzünün başka rengi de varmış!
- » Ünlem işareti, ünlem ifadesinden hemen sonra kullanılabileceği gibi cümlenin sonunda da kullanılabilir:
- Eyvah, geç kaldım!
- Eyvah! Geç kaldım!
- » Parantez içinde kullanılan ünlem işareti alay etme, hafife alma, küçümseme, inanmama, kinaye anlamları katar:
- İsteseymiş bu kitabı bir günde bitirirmiş (!) ama ne yazık ki vakti yokmuş.
- Adam, akıllı (!) olduğunu söylüyor.
- Enflasyonun nasıl düşeceğini bilmeyen ekonomi bilginlerimiz (!) var.
- Gençliğinde 100 metreyi 10 saniyede koşarmış (!).
Kısa Çizgi ( – ) İşareti ve Kullanıldığı Yerler
- » Satır sonunda, yer kalmadığı için yarım kalan kelimelerin bölünmüş olduğunu, yani devamının altta olduğunu göstermek için satır sonunda kullanılır. Bu görevde kullanılınca birleştirme çizgisi denir.
O zaman gördü ki, küçük çocuk, memleketlisi, minimini yavru ağlıyor. Ses-
sizce, titreye titreye ağlıyor.
» Birleşik kelimeler de tek kelime gibi telâffuz edilerek heceleme buna göre yapılır.
…………………………………………………………………………………………………………. ba-
şöğretmen Atatürk ……………………………………………………………………………….. il-
noğlu’nun…………………………………………………………………………..
» Kelimeler satır sonunda ve başında bir tek harf kalacak şekilde bölünmez. Aşağıdaki gibi kullanımlar yanlıştır:
…………………………………………………………………………………………………………….a-
rabayla ………………………………………………………………………………………………..u-
çurtmamızın …………………………………………………………………………………….cami-
i ………………………………………………………………………………………………………niha-
î…………………………………………
» Doğruları şöyle olacaktır:
…………………………………………………………………………………………………………ara-
bayla ……………………………………………………………………………………………..uçurt-
mamızın ……………………………………………………………………………………………..ca-
mii ………………………………………………………………………………………………………ni-
haî…………………………………………
» Özel isimlerde ve rakamlarda kesme işareti satır sonuna geliyorsa ve kesme işaretinden sonraki kısmın alt satıra geçmesi gerekiyorsa bu durumda kısa çizgi kullanılmaz:
…………………………………………………………………………………… Geçen yıl Ankara’
daki akrabalarımıza …………………………………………………………………………1996′
da ………………………………………….
» Gırtlak ünsüzü için kesme kullanılan kelimelerde kesmeli heceler satır sonuna getirilmez.
……………………………………………………………………………………………………….meş’-
aleyi değil …………………………………………………meş’a-
leyi olacak ………………………………………………….. kur’-
adan değil ………………………………………………….kur’a-
dan. olacak
» “de” ve “ki” bağlacı ile “mi” soru ekinden önceki kelime satır sonunda kalıyor da bu ek ve bağlaçlar alt satıra iniyorlarsa araya (satır sonuna) kısa çizgi konmaz:
…………………………………………………………………………………………… önünde kitap
da yoktu ……………………………………………………………………………………… gördüm
ki söylüyorum ……………………………………………………………………………. geçen yıl
mı kazanmış?
» Özgün imlâsıyla yazılan yabancı kelimeler satır sonunda kendi dillerinin kurallarına göre bölünür.
» Cümle içindeki arasöz ve ara cümlelerin başına ve sonuna konur:
- Bütün bebekler -Zeynep hariç- çoktan uykuya dalmışlardı.
- Sizinle ilgili her şeyi -gördüğüm ve bildiğim her şeyi- mutlaka yazacağım.
- Bu çocuk -sizi temin ederim ki- ilerde büyük adam olacak.
- İkinci Dünya Savaşı (1939-1945) tam altı yıl sürmüştür.
- 09.30-10.30
- isim-fiil, zarf-fiil, sıfat-fiil…
- Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Fen-Edebiyat Fakültesi…
- Türk-Yunan ilişkileri.
- Sivas-Ankara arası trenle yüz yıldır 12 saatte gidiliyor.
- Türkçe-Fransızca sözlük
- Ural-Altay dil grubu
- Beşiktaş-Fenerbahçe karşılaşması
- Soy-dil-din üçgeni…
- 2000-2001 öğretim yılı…
- 3-4 kişi
- 19-20 yaşlarında
- 1-7 Aralık 2000 tarihleri arasında
- 458-54=404
- -7 °C
- Ulus-ANKARA
- oku-, yaz-, gönder-, sevindir-; yaz-dı-k, yol-cu-luk, -de, -i, -ki, ge-le-bi-li-rim
- -ak, -den, -ış, -lık; -ımsa-; -la-; -tır- vb.
- Sainte-Beuve, by-pass, check-up…
- Servet-i Fünun, Divan-ı Lûgati’t-Türk, Aşk-ı Memnu, bülbül-i şeydâ, âteş-perest, vatan-perver, bilâ-ücret, bî-çâre, hokka-bâz, nâ-mağlûb…
Köşeli Parantez [ ] ve Kullanıldığı Yerler
» Ayraç içinde ayraç kullanılması gereken durumlarda dışta köşeli, içte yay ayraç kullanılır:- Kütüphanemize Türk edebiyatı tarihi kitapları [ En başta Resimli Türk Edebiyatı Tarihi (Nihat Sami Banarlı) ] alınmalı.
- Yekta Bahir [ Ömer Seyfettin ], Yeni Lisan, Genç Kalemler.
- Babam kağan öldüğünde küçük kardeşim Küş-tegin ye[ di yaşında kaldı…]
Uzun Çizgi (Konuşma Çizgisi) ( __ ) ve Kullanıldığı Yerler
» Karşılıklı konuşmalarda konuşmanın ve konuşmacının değiştiğini belirtmek için cümlelerin başında (satır başında) kullanılır. Konuşma çizgisi de denir.Şinasi Halil Bey’e baktı ve:
— Bu mektup sana, dedi.
— Bana mı, kimden?
— Evden olacak!
— Evden? Ne münasebet?
Şinasi Bey mektubu aldı. Saide’nin yazısı ile şu satırları okudu:
…
Büyük nine sordu:
— Okuduğun ne, kızım?
— Bir roman.
— Neden bahsediyor?
— Hiç.
Büyük nine tekrar daldı.
» Oyunlarda uzun çizgi, konuşanın adından sonra da konabilir:
Büyük nine — Okuduğun ne, kızım?
Kız — Bir roman.
Büyük nine — Neden bahsediyor?
Kız — Hiç.
Büyük nine tekrar daldı.
* Konuşmalar uzun çizgi içinde verildiği zaman konuşma çizgisi kullanılmaz.
Eğik Çizgi ( / ) ve Kullanıldığı Yerler
1. Yan yana yazılması gereken durumlarda mısraların arasına konur:- Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak / Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak / O benim milletimin yıldızıdır parlayacak / O benimdir o benim milletimindir ancak. (Mehmet Akif Ersoy)
- Altay Sokağı, Nu.: 21/6 Kurtuluş / ANKARA
- 18 / 11 / 1969,
- 15 / IX / 1994.
- -a /-e,
- -an /-en,
- -lık /-lik,
- -madan /-meden.
6. Matematikte bölme işareti olarak kullanılır:
- 70/2=35
Denden İşareti ( ” ) ve Kullanıldığı Yerler
Denden işareti, bir yazıdaki maddelerin sıralanmasında veya bir çizelgede alt alta gelen aynı sözlerin veya söz gruplarının tekrar yazılmasını önlemek için kullanılır.Örnek-1
Türkçede öznesine göre fiil çatıları şunlardır:
1) Etken Fiil
2) Edilgen ”
3) İşteş ”
4) Dönüşlü ”
Örnek-2
Maddenin 4 hali vardır:
1) Katı Hali
2) Sıvı ”
3) Gaz ”
4) Plazma ”
Örnek-3
Matematik biliminde dört işlem bulunur:
1) Toplama İşlemi
2) Çıkarma ”
3) Çarpma ”
4) Bölme ”
Düzeltme (Şapka) İşareti
Düzeltme (Şapka) İşareti ( ^ ) ve Kullanıldığı Yerler
Düzeltme işaretinin kullanılacağı yerler aşağıda gösterilmiştir:1. Yazılışları bir, anlamları ve okunuşları ayrı olan kelimeleri ayırt etmek için, okunuşları uzun olan ünlülerin üzerine konur:
- adem (yokluk), âdem (insan);
- adet (sayı), âdet (gelenek, alışkanlık);
- alem (bayrak), âlem (dünya, evren);
- alim (her şeyi bilen), âlim (bilgin);
- aşık (eklem kemiği), âşık (vurgun, tutkun);
- hakim (hikmet sahibi), hâkim (yargıç);
- hal (pazar yeri), hâl (durum, vaziyet);
- hala (babanın kız kardeşi), hâlâ (henüz);
- şura (şu yer), şûra (danışma kurulu).
2. Arapça ve Farsçadan dilimize giren birtakım kelime ve eklerle özel adlarda bulunan ince “g, k” ünsüzlerinden sonra gelen “a ve u” ünlüleri üzerine konur:
- dergâh,
- gâvur,
- ordugâh,
- tezgâh,
- yadigâr,
- Nigâr;
- dükkân,
- hikâye,
- kâfir,
- kâğıt,
- Hakkâri,
- Kâzım,
- mahkûm,
- mekân,
- mezkûr,
- sükûn,
- sükût …
- Halûk,
- Lâle,
- Nalân;
- Balâ,
- Elâzığ,
- İslâhiye,
- Lâdik,
- Lâpseki.
- (Türk) askeri ve askerî (okul),
- (İslam) dini ve dinî (bilgiler),
- (fizik) ilmi ve ilmî (tartışmalar),
- (Atatürk’ün) resmi ve resmî (kuruluşlar)
» Nispet i’si alan kelimelere Türkçe ekler getirildiğinde düzeltme işareti olduğu gibi kalır:
- millîleştirmek,
- millîlik,
- resmîleştirmek,
- resmîlik.