- 24 Ağu 2025
- 400
- 0
- 16
Yazıda doğabilecek karışıklıkların önüne geçmek, yanlış okumayı önlemek, okumayı ve anlamayı kolaylaştırmak, herkesin aynı şekilde yazıp okumasını sağlamak için belirlenmiş olan kurallara imlâ (yazım) kuralları denir.
Bu kurallardan birçoğu aslında anlama ve telâffuza bağlıdır.
Anlam ve telâffuz; akla, mantığa, geleneğe, çoğunluğa vb.ne uyduğu takdirde -zaten yazıldığı gibi okunan ve okunduğu gibi yazılan bir dil olan- Türkçenin imlâsı kolayca halledilecektir.
İÇERİK:
1. Büyük Harflerin Kullanımı
2. Kısaltmaların Yazımı
3. Ek-Fiilin Yazımı
4. ile Edatının (Hem edat, hem bağlaç)Yazımı
5. mi Soru Ekinin Yazımı
6. dE Bağlacının ve -dE Hâl Ekinin Yazımı
7. ki Bağlacının, -ki İlgi Zamirinin ve -ki Yapım Ekinin Yazımı
8. Birleşik Kelimelerin Yazımı
9. İkilemelerin Yazımı
10. Sayıların Yazımı
11. Tarihlerin Yazımı
12. Pekiştirmeli Kelimelerin Yazımı
13. Düzeltme İşaretinin Kullanımı
14. İki Şekilde Yazılabilen Kelimeler
15. Yabancı Kelimelerde Büyük “i”nin Yazımı
16. Ses Değişikliği Görülen Bazı Kelimelerin Yazımı
17. Hem Ayrı Hem Bitişik Yazılabilen Ekler
18. Ünlü Uyumlarına Aykırı Olan Eklerin Yazımı
19. Alıntı Kelimelerde Kesme İşaretinin Kullanılması Kullanılmaması
20. Satır Sonunda Kelimelerin Bölünmesi
21. Alıntı Kelimelerin Yazımının Dilimize Uyarlanması
22. Yabancı Özel Adların Yazımı
23. Diğer Türklere Ait İsimlerin Yazımı
24. İmla (Yazım) Kılavuzu
1. BÜYÜK VE KÜÇÜK HARFLERİN YAZIMI
Alfabemizde (Lâtin alfabesi) her harfin bir büyük, bir de küçük şekli vardır. Yazıda yaygın olarak küçük harf kullanılır. Ancak belirli yerlerde büyük harf kullanılmalıdır.
Büyük harfle küçük harf arasında okunuş olarak fark olmasa da yazılış olarak büyük farklar vardır.
Büyük ve küçük harflerin kullanımı ile ilgili kurallar şunlardır:
» Her cümlenin ilk kelimesi büyük harfle başlar. Büyük harfle başlamayan bir kelime dizisi, öncesi yazılmamış ya da silinmiş bir cümle zannedilebilir.
* Ah, bilsen biz senin ıstırabını ne iyi anlıyoruz! Biz ki her şeyi görür ve anlarız. Düşün, bir elbiseyle bir vücut arasındaki esrarlı rabıtayı düşün. O elbise ki terzinin elinden vücudun basit hendesesine göre yapılmış mânasız bir kalıp hâlinde çıkar ve sonra bir vücuda yapışıp onun bütün hareketleriyle yaşamaya başlayınca ne hâle gelir, düşün! Başlangıçta hiçbir şey ifade etmeyen elbiseler atılacağı güne kadar vücudun her hareketini saniyesi saniyesine kaydeden korkunç bir hâfızadır. Birçok oturuş şekillerinin kabarttığı diz kapaklarımızı düşün! Her duygunun hususi bir biçim verdiği omuzlarımızı düşün! Kambur vaziyetlerinde nasıl arkaya toplandığımızı, bütün mafsal yerlerinde nasıl halkalaştığımızı düşün! Vücudun sonsuz hareketleri içinde bize düşmeyen pay hangisidir? Bunların içinde sefaletlerin, açlıkların, ihtirasların, cinayetlerin, coşkunlukların, kahkahaların alnımıza çizdiği hep hususî bir çizgi vardır. İnsanlar sanırlar ki, bizim üstümüzdeki her çizgi, her intiba, bir diğer çizgi veya intiba ile silinir, hepsi birbirine karışır, manasız bir halita olur ve sonunda biz eskimiş bulunuruz. Eskiriz, fakat insanlardan evvel eskidiğimiz için onlardan daha ince ve hassas olan biz, bütün çizgiler ve intibalarımızı hep birbirinin içinde saklarız. Bu böyle bir halitadır ki, bunun düğümünü ele geçirebilen göz onu çözdükçe, doğumumuzdan ölümümüze kadar bütün hayatımızı, zamanın atomları içinde sıkıştırır ve bu korkunç, ah, bu korkunç hafıza küpü içinde, mazinin, birbirinin üstünden akan küçük yılanlar hâlinde nasıl kaynaştığını görür. Fakat o göz kimde vardır? Kimsede… Yalnız bizde… Biz, ki her şeyi görür ve anlarız, seni görüyor ve anlıyoruz… Bize artık hikâyeni anlatma!… Ne lüzum var? Biz onu biliyoruz. Ben sana kendi hikâyemi ne diye anlatayım? Sen de onu bilirsin. Beni bir ölünün üstünden çıkardılar. Burada satın alacak adam bekliyorum. Öbürü tıpkı benim gibi, bugün bir ölünün üstünden çıkmadıysa yarın ikinci gün veya üçüncü gün çıkacak. Düşün, düşün, biz insanlardan evvel eskidiğimiz hâlde kaç insan eskitiyoruz? Bizim ıstırabımızı düşün! Biz vücutsuz kalan bir elbise miyiz, yoksa elbisesiz kalmış bir ıstırabın vücudu mu? (Necip Fazıl, Eski Elbiselerin Hafızası)
* Orhun Kitabesi’nde Türk hakanı şöyle diyor: Türk Tanrısı, Türk milleti yok olmasın diye atalarımı gönderdi ve beni gönderdi. Ben hakan olunca gündüz oturmadım, gece uyumadım. (Ziya Gökalp, Türkçülüğün Esasları)
» Bu işaretler asıl cümlenin içinde, yani iç cümlede ise sonraki kelime büyük harfle başlamaz:
Nabi’nin “……… var içinde” redifli gazeli açıklanacak.
» İki kısa çizgi veya iki virgül arasında verilen ara sözler, ara cümleler, açıklama cümleleri büyük harfle başlamaz.
♦ Bütün özel isimler (özel ismi oluşturan her kelime ve onları niteleyen, tanıtan unvanlar) büyük harfle başlar. Büyük harfle başlamazsa cins ismi zannedilebilirler:
» Kişi adları ve soyadları, takma adlar, kişi adlarından önce ve sonra gelen saygı sözleri, unvanlar ve meslek adları, tarihî kişilerin adlarından önce gelen unvan ve lâkaplar büyük harfle başlar:
Yön Adlarının İmlası
» Yön bildiren kelimeler bir bölge veya ülke adından önce gelirse büyük, sonra gelirse küçük yazılır.
» Kıta isimleri:
“Çanakkale Boğazı, Gülek Geçidi, Haymana Ovası, Konya Ovası, Van Gölü, Ağrı Dağı” gibi her iki harfi de büyük yazılan özel isimlere dikkat edilirse, birinci kelimenin zaten il olarak mevcut olduğu; ikinci kelime eklenince oluşan ismin o ile ait ama yeni ve özel bir varlığı karşıladığı görülür. Yani iki kelime birden kastedilen varlığa aittir. Meselâ Çanakkale Boğazı sadece Çanakkale kelimesiyle ifade edilemez.
Hâlbuki Hürriyet gazetesi, Marmara denizi, Altay dağları, Nil nehri, Ankara şehri, Fırat nehri, Erciyes dağı gibi örneklerde birinci kelime büyük, ikinci kelime de küçük harfle başlamaktadır. Bunun sebebi bu kelimelere eklenen ikinci kelimelerle yeni bir özel isim oluşturulmuş olmamasıdır. Hürriyet zaten bir gazete adı; Nil zaten bir nehir adı; Ankara zaten bir şehir adı; Erciyes zaten bir dağ adıdır. Erciyes dağı, Erciyes kelimesi ile de ifade edilir.
» Gezegen ve yıldız adları büyük harfle başlar. Ancak dünya, güneş ve ay kelimeleri terim olarak (astronomi ve coğrafya terimi) kullanılıyorsa özel isim olduğu için büyük; diğer anlamlarında (gerçek, mecaz, yan, eş, deyim vb.) kullanılıyorsa cins ismi olduğu için küçük harfle başlar:
Kitaplıklar
Kitaplıklar
» Mektuplarda ve resmî yazılarda hitapların ilk kelimeleri büyük harfle başlar:
Kitaplıklar
Kısaltma; bir kelime, terim veya özel adın içerdiği harflerden biri veya birkaçı ile daha kısa olarak ifade edilmesi ve sembolleştirilmesidir. Yapılan kısaltmaların benimsenmesi, yaygınlaşması ve herkes tarafından anlaşılması gerekir.
» Nokta kullanılan kısaltmalar da vardır. Bunlardan sonra getirilen ekler kesmeyle ayrılmaz:
Ek-fiil isimlerin yüklem olmasını sağlayan ektir.
a. Ek-fiil (imek fiili) eklendiği kelimeye bitişik de yazılabilir ondan ayrı da… Ama genellikle bitiştirilir. Ayrı yazıldığı zaman ünlü uyumlarına uyup uymadığına bakılmaz. Bitişik yazılan ek-fiil “büyük ve küçük ünlü uyumu” kurallarına uyar.
1. Sessiz harfle biten kelimeye bitiştiriliyorsa, başındaki “i” düşer:
Bitişik yazılan “ile” kelimesi “büyük ve küçük ünlü uyumu” kurallarına uyar. Ayrı yazıldığında ünlü uyum kuralları aranmaz:
Hem isimlere hem de fiillere getirilen bir çekim ekidir.
“-mİ”, kendinden önceki kelimden her zaman ayrı (bir kelime gibi) yazılır:
“de” bağlacı ve “-de” eki birbirinden kolayca ayırt edilebilir. Aşağıda, dikkat edilmesi gereken noktalar da verilmiştir.
a. “dE” Bağlacı
Her zaman kendinden önceki ve sonraki kelimelerden ayrı ve “de, da” şeklinde yazılır; bitiştirilmez, “te, ta” şeklinde yazılmaz.
“ya” ile birlikte kullanıldığında “da” ayrı yazılır: “ya da” İsimlerden sonra da kullanılabilir, fiillerden sonra da.
Kelimenin son hecesine kalınlık-incelik bakımından uyar. Ama ünsüz uyumuna bağlı değildir, yani -te, -ta şekilleri yoktur.
Bu kurallardan birçoğu aslında anlama ve telâffuza bağlıdır.
Anlam ve telâffuz; akla, mantığa, geleneğe, çoğunluğa vb.ne uyduğu takdirde -zaten yazıldığı gibi okunan ve okunduğu gibi yazılan bir dil olan- Türkçenin imlâsı kolayca halledilecektir.
İÇERİK:
1. Büyük Harflerin Kullanımı
2. Kısaltmaların Yazımı
3. Ek-Fiilin Yazımı
4. ile Edatının (Hem edat, hem bağlaç)Yazımı
5. mi Soru Ekinin Yazımı
6. dE Bağlacının ve -dE Hâl Ekinin Yazımı
7. ki Bağlacının, -ki İlgi Zamirinin ve -ki Yapım Ekinin Yazımı
8. Birleşik Kelimelerin Yazımı
9. İkilemelerin Yazımı
10. Sayıların Yazımı
11. Tarihlerin Yazımı
12. Pekiştirmeli Kelimelerin Yazımı
13. Düzeltme İşaretinin Kullanımı
14. İki Şekilde Yazılabilen Kelimeler
15. Yabancı Kelimelerde Büyük “i”nin Yazımı
16. Ses Değişikliği Görülen Bazı Kelimelerin Yazımı
17. Hem Ayrı Hem Bitişik Yazılabilen Ekler
18. Ünlü Uyumlarına Aykırı Olan Eklerin Yazımı
19. Alıntı Kelimelerde Kesme İşaretinin Kullanılması Kullanılmaması
20. Satır Sonunda Kelimelerin Bölünmesi
21. Alıntı Kelimelerin Yazımının Dilimize Uyarlanması
22. Yabancı Özel Adların Yazımı
23. Diğer Türklere Ait İsimlerin Yazımı
24. İmla (Yazım) Kılavuzu
1. BÜYÜK VE KÜÇÜK HARFLERİN YAZIMI
Alfabemizde (Lâtin alfabesi) her harfin bir büyük, bir de küçük şekli vardır. Yazıda yaygın olarak küçük harf kullanılır. Ancak belirli yerlerde büyük harf kullanılmalıdır.
Büyük harfle küçük harf arasında okunuş olarak fark olmasa da yazılış olarak büyük farklar vardır.
Büyük ve küçük harflerin kullanımı ile ilgili kurallar şunlardır:
» Her cümlenin ilk kelimesi büyük harfle başlar. Büyük harfle başlamayan bir kelime dizisi, öncesi yazılmamış ya da silinmiş bir cümle zannedilebilir.
- “Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin!”
- “Ömür, yarınlara bağlanan ümitlerle geçip gitmekte, gafilcesine kavgalarla, gürültülerle, didinmelerle tükenip durmadadır. Sen aklını başına al da, ömrünü, şu içinde bulunduğun bugün say.” (Mevlâna)
* Ah, bilsen biz senin ıstırabını ne iyi anlıyoruz! Biz ki her şeyi görür ve anlarız. Düşün, bir elbiseyle bir vücut arasındaki esrarlı rabıtayı düşün. O elbise ki terzinin elinden vücudun basit hendesesine göre yapılmış mânasız bir kalıp hâlinde çıkar ve sonra bir vücuda yapışıp onun bütün hareketleriyle yaşamaya başlayınca ne hâle gelir, düşün! Başlangıçta hiçbir şey ifade etmeyen elbiseler atılacağı güne kadar vücudun her hareketini saniyesi saniyesine kaydeden korkunç bir hâfızadır. Birçok oturuş şekillerinin kabarttığı diz kapaklarımızı düşün! Her duygunun hususi bir biçim verdiği omuzlarımızı düşün! Kambur vaziyetlerinde nasıl arkaya toplandığımızı, bütün mafsal yerlerinde nasıl halkalaştığımızı düşün! Vücudun sonsuz hareketleri içinde bize düşmeyen pay hangisidir? Bunların içinde sefaletlerin, açlıkların, ihtirasların, cinayetlerin, coşkunlukların, kahkahaların alnımıza çizdiği hep hususî bir çizgi vardır. İnsanlar sanırlar ki, bizim üstümüzdeki her çizgi, her intiba, bir diğer çizgi veya intiba ile silinir, hepsi birbirine karışır, manasız bir halita olur ve sonunda biz eskimiş bulunuruz. Eskiriz, fakat insanlardan evvel eskidiğimiz için onlardan daha ince ve hassas olan biz, bütün çizgiler ve intibalarımızı hep birbirinin içinde saklarız. Bu böyle bir halitadır ki, bunun düğümünü ele geçirebilen göz onu çözdükçe, doğumumuzdan ölümümüze kadar bütün hayatımızı, zamanın atomları içinde sıkıştırır ve bu korkunç, ah, bu korkunç hafıza küpü içinde, mazinin, birbirinin üstünden akan küçük yılanlar hâlinde nasıl kaynaştığını görür. Fakat o göz kimde vardır? Kimsede… Yalnız bizde… Biz, ki her şeyi görür ve anlarız, seni görüyor ve anlıyoruz… Bize artık hikâyeni anlatma!… Ne lüzum var? Biz onu biliyoruz. Ben sana kendi hikâyemi ne diye anlatayım? Sen de onu bilirsin. Beni bir ölünün üstünden çıkardılar. Burada satın alacak adam bekliyorum. Öbürü tıpkı benim gibi, bugün bir ölünün üstünden çıkmadıysa yarın ikinci gün veya üçüncü gün çıkacak. Düşün, düşün, biz insanlardan evvel eskidiğimiz hâlde kaç insan eskitiyoruz? Bizim ıstırabımızı düşün! Biz vücutsuz kalan bir elbise miyiz, yoksa elbisesiz kalmış bir ıstırabın vücudu mu? (Necip Fazıl, Eski Elbiselerin Hafızası)
* Orhun Kitabesi’nde Türk hakanı şöyle diyor: Türk Tanrısı, Türk milleti yok olmasın diye atalarımı gönderdi ve beni gönderdi. Ben hakan olunca gündüz oturmadım, gece uyumadım. (Ziya Gökalp, Türkçülüğün Esasları)
» Bu işaretler asıl cümlenin içinde, yani iç cümlede ise sonraki kelime büyük harfle başlamaz:
- “Durun!” diye bağırdı annem.
- Bu kez çocuk, “Bu peri midir, melek mi?” diye düşünerek, öğretmene hayranlıkla baktı.
- Bazı mastarlar kalıcı nesne adı olmuşlardır: yemek, çakmak, dolma, dondurma, kavurma, buluş…
- Bilgisayar, sinema, tiyatro, internet, fotoğraf gibi hobiler, pahalılık yüzünden lüks gibi görülmektedir.
- Atatürk gençliğe seslenirken ilk önce “Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.” demektedir.
Nabi’nin “……… var içinde” redifli gazeli açıklanacak.
» İki kısa çizgi veya iki virgül arasında verilen ara sözler, ara cümleler, açıklama cümleleri büyük harfle başlamaz.
- Bu konuda kararlı olduktan sonra -geç karar vermiş olsan da- başarıya ulaşırsın.
- Başımın ağrısı yazları -sıcaklardan olmalı- daha da artar.
- Kalıcı konutları bu yıl sonuna kadar -geçen seneki lâf- yetiştireceklermiş.
- Çıkmamız gereken uygar milletler seviyesini -ki bu seviyeye hâlâ çok uzağız- Mustafa Kemal hedef olarak göstermişti bize.
- Bu işi 2010 sonuna kadar bitireceklerini -inanılacak gibi değil- söylüyorlar.
- Bu adam, seni temin ederim, sahtekârın biridir.
- Cihan yıkılsa, emin ol, bu cephe sarsılmaz.
- 1998 yılında ortaokulu bitirdim.
- …
Bir de baharlar bilirim,
Apartman odalarında büyüyen çocukların bilmediği bilemeyeceği.
Anadolu bozkırlarında
İstanbul’dan çıkıp, Diyarbekir’e doğru, tekerleri
Yamalı asfaltları bir ağustos susuzluğuyla içen
Cesur otobüs pencerelerinden
Bilinçsiz bas kaymasıyla görülen
Evrensen kadınların iki büklüm çapa yaptıkları tarla kenarlarında
Çıplak ayakları yumuşak topraklara batmış ırgat çocuklarının
Bir ellerinde bayat bir ekmeği kemirirken
Diğer ellerinde sarkan yemyeşil bir soğanla gelen.
♦ Bütün özel isimler (özel ismi oluşturan her kelime ve onları niteleyen, tanıtan unvanlar) büyük harfle başlar. Büyük harfle başlamazsa cins ismi zannedilebilirler:
» Kişi adları ve soyadları, takma adlar, kişi adlarından önce ve sonra gelen saygı sözleri, unvanlar ve meslek adları, tarihî kişilerin adlarından önce gelen unvan ve lâkaplar büyük harfle başlar:
- Ali, Meltem, Mehmet, Meral, Yasemin, Uğur, Ahmet…
- Binbaşı Ömer, Doktor Kenan, Mütercim Asım, Ankaralı Âşık Ömer…
- Mustafa Kemal Atatürk, Mehmet Akif Ersoy, Nazım Hikmet Ran, Yavuz Bülent Bakiler, Kâmuran İnan, Victor Hugo, Halil Cibran…
- Nedim, Fuzulî, Bakî, Muhibbî (Kanuni), Demirtaş (Ziya Gökalp), Tarhan (Ömer Seyfettin), Aka Gündüz (Hüseyin Avni, Eniz Avni), Kirpi (Refik Halit), Deli Ozan (Faruk Nafiz), Halide Salih (Halide Edip), Server Bedi (Peyami Safa), İrfan Kudret (Cahit Sıtkı), Mehmet Ali Sel (Orhan Veli)…
- Sayın Kenan Evren, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Hamdi Bey, Mustafa Efendi, Zeynep Hanım, Bay Ali Çiçekçi, Prof. Dr. Mehmet Kaplan, Doktor Behçet Uz, Mareşal Fevzi Çakmak, Yüzbaşı Cengiz Topel…
- Fatih Sultan Mehmet, Mimar Sinan, Yavuz Sultan Selim, Genç Osman, Deli İbrahim, Avcı Mehmet, Nişancı Mehmet Paşa, Aslan Yürekli Richard, Deli Petro…
- Fahriye abla, Ayşe teyze, Numan amca…
- Nene Hatun, Baba Gündüz, Dayı Kemal…
- Sayın Bakan, Sayın Başkan, Sayın Profesör, Sayın Vali…
- Türkiye Büyük Millet Meclisi, Mamak Anadolu Lisesi, Yeşilay Derneği, Türk Dil Kurumu, Ege Üniversitesi, Kars Valiliği, Mamak İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü, Bakanlar Kurulu, Emek İnşaat, Millî Kütüphane, Türk Ocağı…
- Bu yıl Meclis yine çok çalıştı.
- Son yıllarda Bakanlık, destek faaliyetlerini daha da artırdı.
- Türk, Türkler, Yunan, İngiliz, Çeçen, Ruslar, Alman, Arap…
- Oğuz, Kazak, Tatar, Özbek, Tacik…
- Müslüman, Musevî, Hıristiyan…
- Müslümanlık, İslâm, Musevîlik, Hıristiyanlık…
- Şiilik, Budizm, Malikîlik, Hanefîlik…
- Hanefî, Şafiî, Alevî, Budist, Katolik…
- Allah, Tanrı, Cebrail, Zeus, Kibele…
- cennet, cehennem, uçmak, tamu, sırat köprüsü…
- Eski Yunan tanrıları…
- Türkçe, Farsça, Fransızca, Macarca, Fince, Tibetçe, Kırgızca, Özbekçe, Tatarca, Oğuzca…
- Sivas, Ankara, İstanbul, Mamak, Yenişehir, Şirinevler, Atatürk Bulvarı, İvedik Caddesi, Gönül Sokak, Mısır Pasajı, Kuyumcular Çarşısı, Güvenpark, Altınpark, Kuğulu Park…
- Topkapı Sarayı, Çankaya Köşkü, Ankara Kalesi, Galata Köprüsü, Atakule…
- Türkiye, Türkiye Cumhuriyeti, Amerika Birleşik Devletleri, Afganistan, İran, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti…
- Batı Almanya, Batı Trakya, Güney Yemen, Doğu Avrupa, Doğu Anadolu Bölgesi, İç Anadolu (Bölgesi), Ege, Marmara…
Yön Adlarının İmlası
» Yön bildiren kelimeler bir bölge veya ülke adından önce gelirse büyük, sonra gelirse küçük yazılır.
- Geçen yaz Kuzey Kıbrıs’a tatile gittik.
- Kıbrıs’ın kuzeyine tatile gittik.
- Doğu Anadolu’nun coğrafyası…
- Anadolu’nun doğusundaki dağlar.
- güneybatı, güneydoğu, kuzeybatı, kuzeydoğu.
- Bu akşam kuzeye değil, güneye doğru yürüdük.
- Rüzgâr, kuzeydoğudan esecek.
- Edebiyatımız, Tanzimat’la Doğu’dan Batı’ya yönelir.
- Biliyoruz ki, Batı, bize birçok konuda ikircikli davranıyor.
» Kıta isimleri:
- Avrasya, Asya, Avrupa, Afrika, Amerika, Antarktika, Arktika, Avustralya.
- Akdeniz, Karadeniz, Manş Denizi, Büyük Okyanus, Atlas Okyanusu
Van Gölü, Hazar Denizi, Beyşehir Gölü, Kızılırmak, Yeşilırmak, Sakarya, Seyhan, Fırat, Nil, İstanbul Boğazı, Panama Geçidi, Süveyş Kanalı …
- Elmadağ, Uludağ, Ağrı Dağı, Erciyes (dağı), Everest Tepesi, Çukurova, Konya Ovası…
“Çanakkale Boğazı, Gülek Geçidi, Haymana Ovası, Konya Ovası, Van Gölü, Ağrı Dağı” gibi her iki harfi de büyük yazılan özel isimlere dikkat edilirse, birinci kelimenin zaten il olarak mevcut olduğu; ikinci kelime eklenince oluşan ismin o ile ait ama yeni ve özel bir varlığı karşıladığı görülür. Yani iki kelime birden kastedilen varlığa aittir. Meselâ Çanakkale Boğazı sadece Çanakkale kelimesiyle ifade edilemez.
Hâlbuki Hürriyet gazetesi, Marmara denizi, Altay dağları, Nil nehri, Ankara şehri, Fırat nehri, Erciyes dağı gibi örneklerde birinci kelime büyük, ikinci kelime de küçük harfle başlamaktadır. Bunun sebebi bu kelimelere eklenen ikinci kelimelerle yeni bir özel isim oluşturulmuş olmamasıdır. Hürriyet zaten bir gazete adı; Nil zaten bir nehir adı; Ankara zaten bir şehir adı; Erciyes zaten bir dağ adıdır. Erciyes dağı, Erciyes kelimesi ile de ifade edilir.
» Gezegen ve yıldız adları büyük harfle başlar. Ancak dünya, güneş ve ay kelimeleri terim olarak (astronomi ve coğrafya terimi) kullanılıyorsa özel isim olduğu için büyük; diğer anlamlarında (gerçek, mecaz, yan, eş, deyim vb.) kullanılıyorsa cins ismi olduğu için küçük harfle başlar:
- Merih, Mars, Jüpiter, Venüs, Küçükayı, Halley…
- Ay’ın yakından çekilmiş fotoğrafları insanlığı pek şaşırtmıştı.
- Yazın Güneş ışınları Dünya’ya dik olarak gelir.
- Türkiye’nin birçok yerinde insanlar Güneş tutulmasını seyretti.
- Sabahtan beri dünya kadar yer dolaştık.
- Şair sevgilisinin yüzünü aya benzetir. (ayın kendisine değil, görünüşüne)
Kitaplıklar
- Sabah (gazetesi), Milliyet (gazetesi); Varlık (dergisi); Türk Dili (dergisi); Yaprak Dökümü; Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, Türk Ansiklopedisi; Halı Dokuyan Kızlar (tablosu), Düşünen Adam (heykeli), Medenî Kanun, Borçlar Hukuku…
- Düldül, Sarıkız, Fino, Tekir, Karabaş, Yumoş, Minnoş…
- Antep fıstığı, Brüksel lâhanası, Hindistan cevizi, İngiliz anahtarı, Maraş dondurması, Van kedisi…
- İmlâ Kuralları, Dil Bilgisinin Bölümleri, 19. Yüzyılda Türk Edebiyatının Seyri…
- Kamyon eve girdi, Büyük seçim yarın…
Kitaplıklar
- Başarmak ve Kazanmak, Türk Dili ve Edebiyatı, Karga ile Tilki, Ya Devlet Başa ya Kuzgun Leşe, Ben de Yazdım…
- Başarmak ve Kazanmak, Türk dili ve edebiyatı, karga ile tilki…
» Mektuplarda ve resmî yazılarda hitapların ilk kelimeleri büyük harfle başlar:
Kitaplıklar
- Aziz kardeşim, Canın anneciğim, Sevgili kardeşim Hakan…
- Bu yıl 2 Eylül’de döneceğiz.
- 15 Kasım 1999 Pazartesi günü konferans yapılacak.
- Bu yıl temmuz sıcaklarında kavrulduk.
- Bu sokakta salı günleri pazar kurulur.
- Giriş, Çıkış, Müdür, Müdüriyet, Vezne, Başkan, Doktor, Danışma …
- Otobüs Durağı, Şehirler Arası Telefon …
- 2. Kat, 5. Sınıf, 3. Blok, A Blok …
- Manas Bilgi Şöleni, Uluslar Arası Türk Dili Kurultayı…
- Cumhuriyet Bayramı, Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı, Ramazan Bayramı, Kurban Bayramı, Nevruz Bayramı, Miraç Kandili;
- Anneler Günü, Öğretmenler Günü, Dünya Tiyatro Günü, 14 Mart Tıp Bayramı, Hıdırellez vb.
- Cilâlı Taş Devri, İlk Çağ, Millî Mücadele, Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı…
- Türkleşmek, İslâmlaşmak, Türkolog, Darvinci, Sivaslı, Ankaralı, Türkçecilik, Avrupalı…
Panislâmizm, Panturanizm, Pantürkizm…
- acem, acemi, hicaz, nihavent, amper, jul, allahlık, donkişotluk…
- acembuselik, acemaşiran, bayatî, hicazkâr, türkü, varsağı…
Kısaltma; bir kelime, terim veya özel adın içerdiği harflerden biri veya birkaçı ile daha kısa olarak ifade edilmesi ve sembolleştirilmesidir. Yapılan kısaltmaların benimsenmesi, yaygınlaşması ve herkes tarafından anlaşılması gerekir.
- AA, AB, ABD, age., AGİK, AIDS, aids, AKM, Alb., Alm., anat., AOÇ, AP, APS, Apt., Ar., Ar. Gör., ark., Asb., ASELSAN, Asist., ASKİ, AŞTİ, AT, Atğm., ATO, AÜ, AÜ, AÜ, Av., B (batı), B. (bay), bağ., BAĞ-KUR, BBC, BCG, BDT, bk. (bakınız), BM, Bn. (bayan), BOTAŞ, Bşk., C. (cilt), DGM, dm, EKG, ed. (edebiyat), FIFA, Fr., g, GAP, gr, HABITAT, Hz., İETT, KBB, km, l, m, Mah., MKE, No. veya Nu., öl., sn (saniye), TIR, TL, yy., zool.
- TRT, TBMM, İTÜ, DSİ, TDK, TTK, MEB, AÜ DTCF, DAÜ, D, B, K, G, KB, GB, KD, GD (son sekizi yön adı)
- MEB’e, TBMM’nin, DTCD’ne değil DTCF’ye, İTÜ’nden değil İTÜ’den, TDK’nin
- ASELSAN, BOTAŞ, İLESAM, SEKA, TÖMER, TEDAŞ
- ASELSAN’da, BOTAŞ’a, İLESAM’ın, SEKA’nın, TÖMER’den, TEDAŞ’ta, NATO’dan
» Nokta kullanılan kısaltmalar da vardır. Bunlardan sonra getirilen ekler kesmeyle ayrılmaz:
- K.K.K., M.Ö., M.S., P.K., T.C.
- Prof., İst., Doç., Dr., Av., Alb., Gen.
- Alm. (Almanca), İng., Kocatepe Mah., Güniz Sok.
- İst.da, Alm.yı, İng.ye
- C. (cilt), s. (sayfa), bkz.(bakınız), vb. (ve benzeri), vs. (ve saire), is. (isim), sf. (sıfat), hz. (hazırlayan), çev. (çeviren), ed. (edebiyat), fiz. (fizik), kim. (kimya)
- vb.leri, vs.den, is.ler, sf.lar, hz.da, çev.e, ed.ı, fiz.le, kim.da
- C, Ca, Fe, m, mm, cm, km, g, kg, l, mg …
- m’ye, mm’de, cm’yi, km’ye, g’dan, kg’dan, l’de, mg’ı
- AGİK’in (agiğin değil agikin), TÜBİTAK’a (tübitağa değil tübitaka)
- ÇUKOBİRLİK’e (çukobirliğe)
Ek-fiil isimlerin yüklem olmasını sağlayan ektir.
a. Ek-fiil (imek fiili) eklendiği kelimeye bitişik de yazılabilir ondan ayrı da… Ama genellikle bitiştirilir. Ayrı yazıldığı zaman ünlü uyumlarına uyup uymadığına bakılmaz. Bitişik yazılan ek-fiil “büyük ve küçük ünlü uyumu” kurallarına uyar.
1. Sessiz harfle biten kelimeye bitiştiriliyorsa, başındaki “i” düşer:
- rahatsız idim ⇒ rahatsızdım,
- çocuk ise ⇒ çocuksa,
- Serkan imiş ⇒ Serkan’mış,
- koşar iken ⇒ koşarken
- Suçlanan ben imişim ⇒ benmişim
- Biz imişiz ⇒ bizmişiz
- Meğer sen ne çalışkan imişsin ⇒ çalışkanmışsın
- Çalışkan imişsiniz ⇒ çalışkanmışsınız
- Adam yirmi yıldır evine hasret imiş ⇒ hasretmiş
- Bir güzelin hayranı i-di-m ⇒ hayranıydım, hayranı idik ⇒ hayranıydık
- Zeki idi ⇒ zekiydi
- Ali imiş ⇒ Ali’ymiş,
- Hasta ise ⇒ hastaysa,
- Nöbetçi iken ⇒ nöbetçiyken,
- Merhametli imişler ⇒ merhametliymişler
- Merhametliler imiş ⇒ merhametlilermiş
- çalışmış i-di-k ⇒ çalışmış idik ⇒ çalışmıştık
- okuyor i-se ⇒ okuyor ise ⇒ okuyorsa
- okuyor i-miş-ler/okuyorlar imiş ⇒ okuyorlarmış
- “ile“, edat ve bağlaç olarak kullanılır.
- Yazılışları bakımından aralarında fark yoktur.
Bitişik yazılan “ile” kelimesi “büyük ve küçük ünlü uyumu” kurallarına uyar. Ayrı yazıldığında ünlü uyum kuralları aranmaz:
- arabası ile ⇒ arabasıyla,
- konu ile ⇒ konuyla,
- annem ile babam ⇒ annemle babam
- Bora ile ⇒ Bora’yla,
- sopa ile ⇒ sopayla,
- dava ile ⇒ davayla,
- arkadaşı ile ⇒ arkadaşıyla,
- dolayısı ile ⇒ dolayısıyla…
- Murat ile ⇒ Murat’la,
- cam ile ⇒ camla,
- deve ile ⇒ deveyle…
Hem isimlere hem de fiillere getirilen bir çekim ekidir.
“-mİ”, kendinden önceki kelimden her zaman ayrı (bir kelime gibi) yazılır:
- Gelecek miydin? (fiile)
- Sen misin? (isme)
- Geldi mi?, okuyor mu?, onlar mı?, özgün mü?…
- Sen burada mısın?
- Bizi duyuyor musunuz?
- İzmir mi yoksa İstanbul mu daha güzel?
- Ağlasam sesimi duyar mısınız mısralarımda?
- Salı mı?
- Sen mi?
- O mu?
- Ölü mü?
- Seni çağıran bu çocuk muydu?
- Yağmur yağdı mı dışarı çıkmak isterim.
- Güzel mi güzel bir evi var.
“de” bağlacı ve “-de” eki birbirinden kolayca ayırt edilebilir. Aşağıda, dikkat edilmesi gereken noktalar da verilmiştir.
a. “dE” Bağlacı
Her zaman kendinden önceki ve sonraki kelimelerden ayrı ve “de, da” şeklinde yazılır; bitiştirilmez, “te, ta” şeklinde yazılmaz.
“ya” ile birlikte kullanıldığında “da” ayrı yazılır: “ya da” İsimlerden sonra da kullanılabilir, fiillerden sonra da.
Kelimenin son hecesine kalınlık-incelik bakımından uyar. Ama ünsüz uyumuna bağlı değildir, yani -te, -ta şekilleri yoktur.
- Gölgende ban da bana da yer ver.
- Ateşten kızaran bir gül arar da
Gezer bağdan bağa çoban çeşmesi. - Bu soruyu Ali de mi bildi?
- Sorsan da söylemem.
- Çalış da çalış…
- Büyüyecek de bana bakacak.
- Çalışıp da kazanacaksın.
- Alacak ya da almayacak.
- İsim çekim eklerindendir.
- İsmin bulunma hâlini yapan hâl ekidir.
- Yer ve zaman bildirir.
- Sesli uyumlarına uyar.
- “dE” bağlacının yalnız “de”, “da” biçimleri varken; “-dE” hâl ekinin “-de”, “-da”, “-te”, “-ta” biçimleri vardır. Bunun sebebi ekin bitişik yazılıyor olmasıdır.
- Yapım eki olarak da kullanılabilir:
- Eski İstanbul’da ne güzel günler yaşanmış.
- Saat yedide mi gelecekmiş?
- Her şey yerli yerinde.
- Suyu bir yudumda içti.
- Siz ayakta kaldınız.
- Çamaşırları elde yıkıyormuş.
- Yılda yirmi gün izni var.
- Yüzde yetmiş başarı vardı.
- Ayda yılda bir uğrar oldu.
- Elde avuçta ne varsa bitti.
- Parmak kalınlığında yaprakları var.
- Peyami Safa’nın “Sözde Kızlar”ını okudun mu?