“Ashâbım gökteki yıldızlar gibidir…” Hz. Muhammed (s.a.v.)
(bk. Beyhakî, Sünen, el-Medhal, s.164.)
Tevhid mücadelesinin ilk yıllarında genç sahabiler, Hz. Muhammed’i (s.a.v.) yalnız bırak-
mamışlar ve her türlü zorluğa birlikte göğüs germişlerdir. Özellikle bazı genç sahabiler
erdemli davranışlarıyla öne çıkmış ve sonraki nesiller için İslam ahlakının sembolü hâline
gelmişlerdir.
Bilge ve Kahraman Bir Genç: Hz. Ali (r.a.)
Hz. Ali (r.a.), Hz. Peygamber’in amcası Ebû Talib’in en küçük oğludur. Mekke’de baş gös-
teren kıtlık üzerine Hz. Peygamber, onu himayesine almıştır. Hz. Ali (r.a.), aynı zamanda
Hz. Muhammed’in (s.a.v.) peygamberliğine ilk iman edenlerdendir.
Mekkeli müşriklerin Müslümanlar üzerindeki baskı
ve şiddeti gittikçe dayanılmaz bir hale gelince Hz.
Peygamber, Yesrib halkının daveti üzerine Yüce
Allah’ın izniyle hicret etmeye karar vermiştir.
Hz. Muhammed (s.a.v.) Hz. Ali’yi (r.a.), kendisini
öldürmeye gelecek müşrikleri oyalamak amacıyla
Mekke’de bırakmıştır. O da geceyi Peygamber’in
yatağında geçirerek onun evde olduğu kanaatini
uyandırmıştır.
Hicretin beşinci ayında muhacirler ile ensar ara-
sında yakınlık ve dayanışma sağlamak amacıyla ku-
rulan muahat (kardeşlik antlaşması) sırasında Hz.
Peygamber, Ali’yi (r.a.) kendisine kardeş olarak seçmiştir
Muâhât: Hicretten sonra Hz. Peygamber’in, Mekke’den hicret eden muhacirlerle
Medineli ensardan olan Müslümanlar arasında yapmış olduğu kardeşlik antlaşması.
Bu antlaşma ile Mekke’deki mallarını bırakıp tamamen yoksul durumda kalan Müs-
lümanlar, Medine’deki din kardeşlerinin yardımıyla yoksulluktan kurtulmuşlardır.
Medineli Müslümanlar, evlerine, tarlalarına, paralarına muhacirleri ortak etmişler-
dir. Hz. Peygamber, Medine’ye geldiklerinde Mekkeli muhacirlerle ensar arasında
muahat yapmıştır.
(MEB Dinî Terimler Sözlüğü, s. 242.)
Hz. Ali (r.a.); Bedir, Uhud, Hendek ve Hayber başta olmak üzere hemen hemen bütün
gazve ve seriyyelere katılmıştır. Hz. Ali (r.a.), bu savaşlarda Hz. Muhammed’in (s.a.v.)
sancaktarlığını yapmış ve daha sonraları da büyük kahramanlıklar göstermiştir. Uhud’da
ve Huneyn’de çeşitli yerlerinden yara almasına rağmen Hz. Peygamber’i bütün gücüyle
korumuştur. O, Hayber’de seferin zaferle sonuçlanmasında büyük katkı sağlamıştır
Aslan, en eski dönemlerden beri hemen bütün milletlerde olduğu gibi Araplarda
da kuvvet, cesaret, kahramanlık sembolü sayılmış ve bu sebeple Hz. Ali’ye (r.a.)
savaştaki cesaret ve kahramanlığından dolayı “Haydar-ı Kerrâr” (döne döne
saldıran) ismi verilmiştir. Çünkü Hz. Ali’nin (r.a.) düşman askerlerinin arasına tıpkı
ceylan sürüsüne dalan bir aslan gibi tek başına daldığı ve onun gibi döne döne
saldırdığı bilinmektedir.
(Komisyon, “Haydar”, TDV İslam Ansiklopedisi, C 17, s. 24.)
Hz. Ali (r.a.), Hz. Peygamber’e kâtiplik ve vahiy kâtipliği yapmış, Hudeybiye Antlaşması’nı
da yazmıştır. Mekke’nin fethinden sonra Kâbe’deki putları imha etme görevi ona verilmiş-
tir. Hz. Peygamber vefat ettiğinde, cenaze hizmetlerini, O’nun vasiyeti üzerine Hz. Ali
(r.a.) yapmıştır. Hz. Peygamber’in vefatından sonra Medine’de ikamet edip dinî ilimlerle
uğraşmayı, diğer görevlere tercih etmiştir. Kur’an ve hadis konusundaki derin ilminden
dolayı hem Hz. Ebû Bekir’in (r.a.) hem de Hz. Ömer’in (r.a.) fikrine müracaat ettikleri bir
sahabi olmuştur.
Hz. Ali (r.a.), ilim, takva, samimiyet, fedakârlık, kahramanlık vb. pek çok yüksek ahlaki
değere sahip olması bakımından İslam dünyasında ayrı bir yere sahiptir
“Haksızlık karşısında eğilmeyiniz. Zira hakkınızla beraber, şerefinizi de kaybedersiniz.”
Yukarıdaki özdeyiş sizde neyi çağrıştırmaktadır? Yorumlayınız.
(bk. Beyhakî, Sünen, el-Medhal, s.164.)
Tevhid mücadelesinin ilk yıllarında genç sahabiler, Hz. Muhammed’i (s.a.v.) yalnız bırak-
mamışlar ve her türlü zorluğa birlikte göğüs germişlerdir. Özellikle bazı genç sahabiler
erdemli davranışlarıyla öne çıkmış ve sonraki nesiller için İslam ahlakının sembolü hâline
gelmişlerdir.
Bilge ve Kahraman Bir Genç: Hz. Ali (r.a.)
Hz. Ali (r.a.), Hz. Peygamber’in amcası Ebû Talib’in en küçük oğludur. Mekke’de baş gös-
teren kıtlık üzerine Hz. Peygamber, onu himayesine almıştır. Hz. Ali (r.a.), aynı zamanda
Hz. Muhammed’in (s.a.v.) peygamberliğine ilk iman edenlerdendir.
Mekkeli müşriklerin Müslümanlar üzerindeki baskı
ve şiddeti gittikçe dayanılmaz bir hale gelince Hz.
Peygamber, Yesrib halkının daveti üzerine Yüce
Allah’ın izniyle hicret etmeye karar vermiştir.
Hz. Muhammed (s.a.v.) Hz. Ali’yi (r.a.), kendisini
öldürmeye gelecek müşrikleri oyalamak amacıyla
Mekke’de bırakmıştır. O da geceyi Peygamber’in
yatağında geçirerek onun evde olduğu kanaatini
uyandırmıştır.
Hicretin beşinci ayında muhacirler ile ensar ara-
sında yakınlık ve dayanışma sağlamak amacıyla ku-
rulan muahat (kardeşlik antlaşması) sırasında Hz.
Peygamber, Ali’yi (r.a.) kendisine kardeş olarak seçmiştir
Muâhât: Hicretten sonra Hz. Peygamber’in, Mekke’den hicret eden muhacirlerle
Medineli ensardan olan Müslümanlar arasında yapmış olduğu kardeşlik antlaşması.
Bu antlaşma ile Mekke’deki mallarını bırakıp tamamen yoksul durumda kalan Müs-
lümanlar, Medine’deki din kardeşlerinin yardımıyla yoksulluktan kurtulmuşlardır.
Medineli Müslümanlar, evlerine, tarlalarına, paralarına muhacirleri ortak etmişler-
dir. Hz. Peygamber, Medine’ye geldiklerinde Mekkeli muhacirlerle ensar arasında
muahat yapmıştır.
(MEB Dinî Terimler Sözlüğü, s. 242.)
Hz. Ali (r.a.); Bedir, Uhud, Hendek ve Hayber başta olmak üzere hemen hemen bütün
gazve ve seriyyelere katılmıştır. Hz. Ali (r.a.), bu savaşlarda Hz. Muhammed’in (s.a.v.)
sancaktarlığını yapmış ve daha sonraları da büyük kahramanlıklar göstermiştir. Uhud’da
ve Huneyn’de çeşitli yerlerinden yara almasına rağmen Hz. Peygamber’i bütün gücüyle
korumuştur. O, Hayber’de seferin zaferle sonuçlanmasında büyük katkı sağlamıştır
Aslan, en eski dönemlerden beri hemen bütün milletlerde olduğu gibi Araplarda
da kuvvet, cesaret, kahramanlık sembolü sayılmış ve bu sebeple Hz. Ali’ye (r.a.)
savaştaki cesaret ve kahramanlığından dolayı “Haydar-ı Kerrâr” (döne döne
saldıran) ismi verilmiştir. Çünkü Hz. Ali’nin (r.a.) düşman askerlerinin arasına tıpkı
ceylan sürüsüne dalan bir aslan gibi tek başına daldığı ve onun gibi döne döne
saldırdığı bilinmektedir.
(Komisyon, “Haydar”, TDV İslam Ansiklopedisi, C 17, s. 24.)
Hz. Ali (r.a.), Hz. Peygamber’e kâtiplik ve vahiy kâtipliği yapmış, Hudeybiye Antlaşması’nı
da yazmıştır. Mekke’nin fethinden sonra Kâbe’deki putları imha etme görevi ona verilmiş-
tir. Hz. Peygamber vefat ettiğinde, cenaze hizmetlerini, O’nun vasiyeti üzerine Hz. Ali
(r.a.) yapmıştır. Hz. Peygamber’in vefatından sonra Medine’de ikamet edip dinî ilimlerle
uğraşmayı, diğer görevlere tercih etmiştir. Kur’an ve hadis konusundaki derin ilminden
dolayı hem Hz. Ebû Bekir’in (r.a.) hem de Hz. Ömer’in (r.a.) fikrine müracaat ettikleri bir
sahabi olmuştur.
Hz. Ali (r.a.), ilim, takva, samimiyet, fedakârlık, kahramanlık vb. pek çok yüksek ahlaki
değere sahip olması bakımından İslam dünyasında ayrı bir yere sahiptir
“Haksızlık karşısında eğilmeyiniz. Zira hakkınızla beraber, şerefinizi de kaybedersiniz.”
Yukarıdaki özdeyiş sizde neyi çağrıştırmaktadır? Yorumlayınız.